(1) ÜÇÜNCÜ CİLD, 50. ci MEKTÛB (883) 

Kıymetli Yeni Olay Gazetesi okuyucularım! Yalnız hakîkî varlığı sevdikleri için ve başka herşeyi ona fedâ etdikleri için, böyle istidlâlleri ile, hakîkî var olana kavuşurlar. (Kişi, sevdiği ile berâber olur) hadîs-i şerîfinde bildirildiği gibi, zıllerle karışık olan tecellîlerin ve zuhûrların dışında, ötesinde olan hakîkî var olan asla kavuşurlar. Zâhir âlimlerinin bilgilerinin ulaşabildiği asla, bu büyükler, muhabbet bağı ile çekilerek, kendileri kavuşurlar. Nasıl olduğu anlaşılamıyan bir kavuşmak hâsıl olur. Bu iki kavuşmak arasındaki fark, muhabbetden hâsıl olmakdadır. Seven ve sevgiliden başka herşeyden kesilen, sevdiğine kavuşur. Böyle sevgisi olmıyan ise, bu kavuşmağı ancak öğrenir, bilir ve bu bilgisini büyük ni’met sanır. Hâlbuki, O büyüklerin kavuşdukları makâmı bunlar tâm bilemezler. Bilenleri, ancak O makâmın yolunu bilir. Vâsıl olan, kavuşan tâm kavuşmuşdur, berâber olmuşdur. O büyüklerden biri buyuruyor ki, fârisî mısra’ tercemesi:Kulun hakka kavuşması, şekerin sütle karışması gibidir.İşin başı, kul olmakdır. Ona kul olmakla, başka şeylerden kurtulmakdır.70 — İKİNCİ CİLD, 59. cu MEKTÛB:Bu mektûb, hocasının oğlu hâce Muhammed Abdüllah için yazılmışdır “sellemehullahü teâlâ”. Akla, hayâle gelen ve keşf ile ve şühûd ile anlaşılan herşey, mahlûkdur. Bunlara (Mâ-sivâ) denildiği bildirilmekdedir:Allahü teâlâya hamd olsun ve Onun seçdiği, sevdiği kullarına selâm olsun! Gözümün nûrunun göndermiş olduğu kıymetli mektûb geldi. Tesavvuf yolunun oyuncakları gibi yolcuları avutan şeylerin hepsi, Allahü teâlânın yardımı ile yok oldular. Hiçbirşey devâmlı olmuyor. Aklıma, hayâlime gelen herşey, (Lâ) derken yok oluyorlar diyorsunuz. Bunlar gibi dahâ birşeyler yazıyorsunuz. Bunların yok olması için uğraşdığınızı, ileride kendiliklerinden yok olacaklarını ümmîd etdiğinizi bildiriyorsunuz. Kıymetli yavrum! Akla, hayâle gelen herşey, hattâ keşf ve şühûd ile anlaşılan bilgiler, ister (Âfâkî) olsunlar, ya’nî insanın dışında bulunsunlar, ister (Enfüsî) olsunlar, ya’nî insanın içinde bulunsunlar, hepsi (Mâ-sivâ)dır. [Ya’nî Allahü teâlânın mahlûklarıdır.] Bunlara gönül bağlamak, oyun ve oyuncak gibi şeylerle boş yere vakt geçirmekdir. Fâidesiz şeylerle oynamakdır. Bunların yok olması, eğer uğraşmakla ise, bu iş, (İlm-ül yakîn)dir. Yok olmaları, uğraşmadan kendiliğinden ise, çalışmak yolundan kurtulmuş ve ilm sokağından çıkmış olur. (Fenâ) ile şereflenmiş olur. Bunları söylemek kolay ise de, kavuşmak çok güçdür. Ancak, Allahü teâlânın nasîb etdiği kimseler kavuşur. (Hakîkat) mertebesindeki işler dahâ sonra hâsıl olur. Fenâdan sonra, (İsbât) makâmına kavuşulur. İlmden sonra (Ayn) hâsıl olur. Hakîkatin yanında çalışmanın hiç değeri yokdur. İsbât etmenin [maksada, hakîkî varlığa kavuşmanın] yanında, (Nefy) etmenin [mahlûkların bilgisini, düşüncesini kalbden çıkarmanın] hiç i’tibârı yokdur. Çünki, nefy ederken, mahlûklarla uğraşılmakdadır. İsbât ederken ise, Allahü teâlâdan başka hiçbirşey yokdur. [(Âlem-i misâl)de] isbât yanında nefy, sonsuz deniz yanındaki bir damla gibi görünüyor. Nefy ve isbât hâsıl olunca, (Vilâyet-i hâssa)ya kavuşulur. Vilâyet-i hâssadan sonra, yâ (Urûc) eder, dahâ yükselir, yâhud (Nüzûl) edip geri döner, alçalır. Urûc ederse, sonra yine nüzûl etmesi lâzımdır. Yâ Rabbî! Bize ihsân etdiğin nûru artdır! Günâhlarımızı magfiret et! Sen herşeyi yapabilirsin. Size ve doğru yolda olanlara ve Muhammed Mustafânın “aleyhissalâtü vesselâm” izinde olanlara selâm olsun!Dünyâda, çok şey gelir, câna tatlı,dostdan konuşmak ammâ, dahâ tatlı.Devam edecek.

YORUMLAR

Son Haberler