ALP ARSLAN AYI (2)

26 Ağustos 1071 Cuma günü askerlerini toplayan Sultan Alparslan atından inerek secdeye vardı ve; “Ya Rabbi! Seni kendime vekil yapıyor; azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. Ya Rabbi! Niyetim halistir; bana yardım et; sözlerimde hilaf varsa beni kahret! ” şeklinde dua etti. Sonra atına binerek askerlerine döndü ve; “Ey askerlerim! Eğer şehit olursam bu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere çıkacaktır. Benden sonra Melikşah’ı tahta çıkarınız ve ona bağlı kalınız. Zaferi kazanırsak istikbal bizimdir...” Bu sözler orduyu daha bir coşturdu. Büyük bir şevkle ileri atıldılar. Alparslan, tarihe “Türk Taktiği” olarak geçecek ve son olarak da Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından Sakarya Meydan Muharebesinde kullanılacak olan “Hilal Taktiği” ile Bizans ordusuyla savaşmayı planlamıştı. Hilal şeklinde Malazgirt Ovasına yayılan Türk Ordusu kısa bir sürede Bizans ordusunu çembere almayı başardı. Akşama kadar koskoca 200 bin kişilik Bizans ordusu perişan oldu. Çemberin dışına çıkmayı başaranlar ise çareyi kaçmakta buldular. Ancak İmparator dahil birçok komutan esir edildi.

Sultan Alparslan, savaştan sonra huzuruna getirilen imparatoru, hiç beklemediği kadar iyi karşıladı. Bizans imparatorluğunun harp tazminatı ödemesi, her yıl haraç ve ihtiyaç halinde Selçuklu ordusuna asker göndermesi karşılığında barış anlaşması yapıldı. Fakat Diyojenes, İstanbul’a geri dönerken, Bizans tahtının el değiştirmesi, anlaşmayı geçersiz kıldı. Alparslan da, Selçuklu şehzadelerini Anadolu’yu fetihle görevlendirdi. Türkler, kısa zamanda Anadolu’nun neredeyse tamamına hakim oldular...

Sultan Alparslan, Malazgirt zaferinden sonra 1072 senesinde çok sayıda atlı ile Maveraünnehr’e doğru sefere çıktı. Türkleri bir bayrak altında toplamak istiyordu. Ordunun başında Buhara’ya yaklaştı. Amuderya nehri üzerinde bulunan Hana kalesini muhasara etti. Kale komutanı, Yusuf el-Harezmi, kalenin fazla dayanamayacağını anladı ve teslim olacağını bildirdi. Alparslan’ın huzuruna çıkarıldığı sırada Sultan’a hücum edip, hançer ile yaraladı. Yusuf’u derhal öldürdüler. Fakat Sultan Alparslan da aldığı yaralardan kurtulamadı.

15 Aralık 1072 tarihinde; “Her ne zaman düşman üzerine azmetsem, Allah-ü Teala’ya sığınır, O’ndan yardım isterdim. Dün bir tepe üzerine çıktığımda, askerimin çokluğundan, ordumun büyüklüğünden bana, ayağımın altındaki dağ sallanıyor gibi geldi. “Ben, dünyanın hükümdarıyım. Bana kim galip gelebilir?” diye bir düşünce kalbime geldi. İşte bunun neticesi olarak, cenab-ı Hak, aciz bir kulu ile beni cezalandırdı. Kalbimden geçen bu düşünceden ve daha önce işlemiş olduğum hata ve kusurlarımdan dolayı Allah-ü Teala’dan af diliyor, tövbe ediyorum. La ilahe illallah Muhammedün resulullah!...” diyerek şehit oldu. Son yıllardaki yapılan araştırmalarda mezarının Merv şehrinde olduğu tespit edilmiştir. Yerine oğlu Melikşah geçti...

Sultan Alparslan, saltanatı müddetince Milletine, İslam dinine hizmet etti. İslamiyet’i içten yıkmaya çalışan gizli düşmanlara karşı çok hassastı. Hatta bir defasında; “Kaç defa söyledim. Biz, bu ülkeleri Allah-ü Teala’nın izniyle silah kuvveti ile aldık. Temiz Müslümanlarız, bid’at nedir bilmeyiz. Bu sebepledir ki, Allah-ü Teala, halis Türkleri aziz kıldı.” demiştir.

Alparslan, büyük tarihi zaferlerinin yanı sıra, medreseler kurmak, ilim adamlarına ve talebeye vakıf geliri ile maaşlar tahsis etmek, imar ve sulama tesisleri vücuda getirmek suretiyle de hizmetler yaptı. İmam-ı Azam’ın türbesini, Harezm Camii’ni ve Şadyah kalesi gibi pek çok eser inşa ettirdi. Zamanında; İmam-ı Gazali, İmam-ül-Haremeyn Cüveyni, Ebu İshak eş-Şirazi, Abdülkerim Kuşeyri, İmam-ı Serahsi gibi büyük alimler yetişmişti...

YORUMLAR

Son Haberler