GUREBÂ-HANEİ LAKLÂKAAN

Canlılar dünyası; insanlardan, bitkilerden ve hayvanlardan oluşur. Hayvanlarla olan ilişkilerimiz çok eskilere dayanır. İlk çağlarda insanlar, hayvanlardan korktuklarından korunmak için evlerini dağların yamaçlarına, kayalıklara kuruyorlardı. Ancak zamanla insanoğlu korktuğu hayvanları evcilleştirip faydalanmayı öğrendi. Etinden, sütünden, gücünden yararlanıp hayatını kolaylaştırırken zamanla onlarla dostluk kurmasının önemini anladı. İnsanlar daha ilk çağda kedi, köpek, at, koyun, sığır, keçi gibi hayvanları evcilleştirdiler. Evcilleşen hayvanlar, insanların yardımcısı oldu. İlk çağlardan kalma duvar resimleri hayvanlarla insanlar arasındaki ilişkiyi çok net anlatmaktadır. Öyle ki resim yazısının karakterlerinin büyük bölümü hayvanlardan oluşur.

Kurulan bu sıcak ilişki insanların, hayvanların korunması konusunda birlikte hareket etmeleri fikrini doğurdu. İnsanlar arasında hayvan sevenler gittikçe çoğalmaya başladı. İlk kez İngiltere'de 1822 yılında bir araya geldiler. Hayvanları korumak, insanların hayvanlara iyi davranmalarını ve hayvanların daha iyi koşullarda beslenme ve korunmalarını sağlamak amacıyla Hayvanları Koruma Birliği'ni kurdular. Bu hareket daha sonra tüm dünyaya yayılmaya başladı.

Yurdumuzda Hayvanları Koruma Derneği’nin 1908 yılında kurulmasıyla sistemli ve düzenli olarak hayvan sorunlarıyla ilgilenildi. Dernekler kuruldu, konunun önemi gittikçe arttı. İnsanlar yıllardır hayvanlara karşı yapılan haksızlıkların farkına vararak onları korumak istiyorlardı. Aynı amaçlı dernekler birleşerek Hollanda'nın başkenti Lahey’de Dünya Hayvanları Koruma Federasyonu'nu oluşturdular. 1931 yılında toplanan bu kuruluş 4 Ekim’i Hayvanları Koruma Günü ilan etti.

Bizde durum biraz daha farklıdır aslında. Bizim öyle Avrupalının, Amerikalının gününe ihtiyacımız yoktur. Tarihimizi birazcık inceleyecek olursak Türk Milleti hayvan hakları konusunda çok daha duyarlı olduğunu görürüz. Bakın konu ile ilgili Avrupalı yazar ve düşünürler neler söylemişler. “Türkler O kadar hayırsever bir millettir ki, her sokağın başında tatlı sulu çeşme yapmışlardır... Şehir dışında, köylerde, yol kenarlarında, hatta çöllerde soğuk su çeşmeleri vardır.” (Simeon)

“Türk hayır eserleri, insanlardan başka, hayvanları da kapsar. İnsan cinsine ait olan hayır eserleri, topluma ve ferde, ölüye ve diriye hitap etmektedir. Bunlardan, hangi dine mensup olursa olsun, bütün fakirler, ihtiyaçları nispetinde faydalanırlar. Hiçbir tefrika tutulmaksızın bütün yolcular imaretlerde ve kervansaraylarda üç öğün ağırlanıp bedava yedirilirler. Hayvanları da aynı şekilde üç öğün bedava beslenirler. Yol boylarındaki kervansarayların, şehirlerdeki imaretlerin kapıları her zaman açıktır... Türkler hayrat olarak çeşme, sebil, nehirler üzerinde köprü yaptırırlar, kaldırım döşetirler, yol tesviye ettirirler... Fertlere ait sadakalar da boldur. Zengin Türkler, hapishanelere gidip, borç yüzünden hapsedilmiş olanların borçlarını öder, kurtarırlar... Türkler, ihtiyaçlarını söylemekten utanan fakirlere daha düşkündürler. Bunları, misali görülmemiş bir ilgi ve özenle araştırıp, gizlice yardım ederler.” (Du Loir)

“Kısır ağaçların kurumalarını önlemek için bir işçiye ücret verip sulatacak derecede hayırseverlikte ileri giden biraz kaçık Türklere tesadüf ettim... Kasaplar, kendilerini civardaki köpek ve kedileri beslemekle mükellef sayarlar. Şam’da kedilerle köpeklerin tedavisi için hastane, Bursa’da hasta ve sakat leyleklerin tedavisi için “Gurebâ-hanei Laklâkaan” kuracak kadar kaçıktırlar.” (Guer)

 

Ahmet AYKOL

YORUMLAR

Son Haberler