ASIRLARCA KUTLAYACAĞIZ

Mustafa Kemal, ülkenin kötü kaderinin ancak gençlerle değiştirilebileceğini çok erken fark etmiş ve belki de bu sebeple yaptığı bütün mücadelelerin merkezine gençleri yerleştirmiştir. Herkesin umudunu kaybettiği ve gelecek kaygısı içine düştüğü 1919 yılında “Zaten her şey unutulur. Fakat biz, her şeyi gençliğe bırakacağız. O gençlik ki, hiç bir şeyi unutmayacaktır, geleceğin ümidi, ışık saçan çiçekleri onlardır. Bütün ümidim gençliktedir.” diyerek gençliğe olan güvenini ortaya koymuştur.

Atatürk, Sivas Kongresi’nde manda idaresini savunanlara karşı çıkan tıbbiye öğrencisi Hikmet’e güvenmeyecek de mandacılara mı güvenecekti? O gün yaşananları siz yaşasanız yaptığınız her işte yanınızda böyle bir gençlik istemez miydiniz? Sivas Kongresi’nde manda düşüncesinin hararetli sözlerle savunulduğu ortamda, İstanbul’da askerî tıp öğrencisi olan Hikmet adındaki genç, kongre salonunda söz alarak coşkulu bir konuşma yapmıştır. “Paşam! Temsilcisi bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya istiklâl davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olurlarsa olsun, şiddetle red ve takbih ederiz (ayıplarız). Farz-ı muhal manda fikrini siz dahi kabul ederseniz, sizi de reddeder, tel’in ederiz...” Umudunu kaybedenler duygulanmış hatta gözyaşlarını tutamamışlardır. Mustafa Kemal Paşa da aynı heyecanla; “Arkadaşlar, gençliğe bakın. Türk Milletinin bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin.” Bu arada Paşa, Hikmet Bey’e dönerek; “Evlât, müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz azınlıkta kalsak dahi, mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez; Ya İstiklâl, Ya Ölüm” demiştir. Hikmet Bey yerinden fırlamış ve “Varol Paşam.” sözleriyle Mustafa Kemal Paşa’nın elini öpmüştür. Bu olay bile Atatürk’ün Türk gençliğine güveninin sebebini açıklamaya yeter de artar bile.

Prof. Dr. Afet İnan’ın bir hatırasına göre Atatürk, uzun süren belge toplama ve yorucu yazma çalışmalarını bitirince, yakın arkadaşlarına: “şimdi beni dinleyin” diyerek “Gençliğe Hitabe”yi çok hissi bir şekilde okumuştur. Okumayı tamamlayınca bakışları Ankara ovasının derinliklerine dalmış, gözlerinden Türk gençliğine duyduğu güven ve sevginin ifadesi olan birkaç damla yaş süzülmüştür. Aynı akşam arkadaşlarına; “Tarihi yaşadığımız gibi yazdık, fakat geleceği Cumhuriyete inananlara, koruyanlara ve yaşatanlara emanet etmek lâzımdır.” değerlendirmesini yapmıştır.

Gençliğe bu derece güvenen ve inanan Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduktan sonra millî mücadeleyi başlatmak üzere Samsun’da Anadolu topraklarına ayak bastığı 19 Mayıs 1919 gününü, gençliğe; “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak armağan etmiştir. Samsun’dan Havza’ya geçerken kendisinin de coşkuyla söylediği “Dağ Başını Duman Almış” marşını ise “Gençlik Marşı” olarak ilân etmiştir.

Son yıllarda yaşadığımız olaylar Atatürk’ün Gençliğe Hitabında dile getirdiği hususlarda ne kadar haklı olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Gençlik de Atasının kendisine olan güvenini boşa çıkarmamalı, damarlarındaki asil kanın gereklerini yerine getirmelidir. Bizler; Gençliğe Hitabe’yi bütün gençlere okutmalı, kavratmalı, onlara Gazi Paşa kadar güvendiğimizi ortaya koymalıyız. Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere yüklediği; “Efendiler! Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel ve her şeyden evvel Türkiye’nin istiklâline, kendi benliğine, millî geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir…” görevini eksiksiz yerine getirmeliyiz ki milli bayramlarımızı Bayram tadında kutlamaya hakkımız olsun. Mazideki karanlık günleri yeniden yaşamak istemiyorsak Gazi Paşanın gençliğine sahip çıkmalı, aynı idealde gençler yetiştirmeliyiz. “Ne Mutlu Türk’üm Diyene!” cümlesini söylerken tüyleri diken diken olan gençlere sahip olduğumuz gün 19 Mayıslar daha bir anlamlı olacaktır... Bayramınız kutlu olsun gençler, ruhu genç kalan vatanseverler...

AHMET AYKOL

 

YORUMLAR

Son Haberler