DENİZLİNİN NABZI(112)

İKİNCİ CİLD, 98. ci MEKTÛB-15

Kıymetli Yeni Olay Gazetesi okuyucularım! Vücûd karşısında, kendini tâm yok etmek en büyük meziyyetidir. Vücûdun karşısında bulunarak, kötülükleri, kusûrları kendinde toplamak, hüneridir. Vücûde ayna olarak, onun kemâlâtını göstermek ve bu kemâlâtı, ilmin dışında, birbirlerinden ayırmak, onları icmâlden tafsîle getirmek, onun güzel sıfatıdır. Kısaca, vücûdun hizmetlerini görmekde, vücûdun hüsn-i cemâli, onun, kötülük, çirkinlik ve kusûr aynasında meydâna çıkmakdadır. Vücûdün gınâsı, bunun ihtiyâcından, onun izzeti bunun zilletinden, onun yüksekliği, bunun alçaklığından, onun efendiliği bunun köleliğinden anlaşılmakdadır. Fârisî beyt tercemesi: Hocamı üstâd yapan, ben oldum, beği âzâd eden köle, ben oldum. Her bozukluğun, her sapıklığın sebebi olan mel’ûn İblîs, ademden dahâ fenâdır. Ademde bulunan hünerlerin, onda hiçbiri yokdur. A’râf sûresi, onikinci âyetindeki, (Ben ondan dahâ hayrlıyım) sözü, ondaki iyilik sıfatlarını, söküp çıkarmış, onu herşeyden kötü yapmışdır. Adem, hiçbirşeye varamadığı, yok olduğu için, vücûde alâmet, güzelliklere ayna olmuşdur. Mel’ûn ise, varlık ve iyilik iddi’âsı ile, karşı gelerek tard edilmişdir. Güzel karşılamağı ademden öğrenmeli ki, varlığı yoklukla karşılamakda, kemâl karşısına, kusûr ile çıkmakdadır. İzzet ve celâl görününce zül ve inkisârını göstermekdedir. İblîs mel’ûnu, kibr ve inâd etdiği için, ademdeki kötülükleri sanki kendisine çekmiş, ademde iyilikden başka, sanki birşey kalmamış gibidir. Elbet iyiliğe ayna olabilmek için, iyi olmak lâzımdır. (Sultânın eşyâsını taşımak şerefi, ancak kendi hayvanlarına mahsûsdur) sözü meşhûrdur. İblîsin, kıymetli vazîfesi vardı. Mahlûkları kötülükden temizliyordu. Fekat, kendini beğendiği, büyük sandığı için, hizmetlerinin fâidesini göremedi. Dünyâda da, âhıretde de ziyân etdi. Adem ise, kusûrlu, kötü olduğu hâlde, yokluğu sâyesinde, mahrûm kalmadı. Vücûda ayna olmakla şereflendi. Fârisî beyt tercemesi: Kamış boşum dedi, şekerlendi. ağaç, yükseldi, baltayı yidi. Süâl: İblîse bu kötülük nereden geldi? Ademden başkası vücûddür. Bunda ise, kötülük yokdur. O hâlde, kötülük nereden geldi? Cevâb: Adem, vücûda ayna olup, onun hayrı ve kemâlini gösterdiği gibi, vücûd de, ademin aynasıdır ve onun kötülüğünü ve kusûrlarını göstermekdedir. [İblîs de, her mahlûk gibi adem ile vücûddan yapılmışdır.] İblîs kendi ademindeki kötülükleri aldığı gibi, vücûdüne ademden aks eden kötülükleri de almışdır. Hem kendinde olan hem de hâricden gelen kötülükleri yüklenmişdir. Kötülükleri aks etdiren vücûdünün kuruntuları, ademin iyi sıfatlarından olan yokluğunu, ona göstermedi. Vücûdün aynasında görünen kötülükler de meydâna çıkınca, sonsuz ziyâna girdi. Yâ Rabbî! Bize hidâyet verdikden sonra, kalblerimizi, düşmanlarının tarafına kaydırma! Bizlere merhametini bol eyle! Lutf, ihsân sâhibi ancak sensin! Kalbini, Cennet bağı yap, çeşme-i tevhîd ile, rûh bağçeni gülşen eyle, gonca-i tevhîd ile. Hem mekânsız, hem zemânsız, nihâyetsiz yolları, kat’ider gönül erbâbı, kuvvet-i tevhîd ile. Her ne kadar, yüz karası, yapdıysa ısyân sende, temizlenir her yerin, sâbûn-i tevhîd ile. İns ve cin âlemlerini, aşarak arşa çıkar, kim ki mi’râc eylediyse, cezbe-i tevhîd ile. Ey Niyâzî! Ârif-i billah gönülden kaldırır, yetmiş bin perdeyi hep, bir lem’a-i tevhîd ile.Devam edecek.

YORUMLAR

Son Haberler