DENİZLİNİN NABZI(115)

İKİNCİ CİLD, 42. ci MEKTÛB-18

Kıymetli Yeni Olay Gazetesi okuyucularım! Allahü teâlâ, bî-çûn ve bî-çigûnedir. Anlaşılabilen, düşünülebilen herşey, Ondan uzakdır. O hâlde, âfâk ve enfüs aynalarında yerleşemez. Bu aynalarda görülenler, zemânlı, mekânlı şeylerin görünüşüdür. Âfâk ve enfüsü geçerek, Onu, âfâk ve enfüsün ötesinde aramak lâzımdır. Âfâk olsun, enfüs olsun, Onun Zâtı, mahlûklar aynasına yerleşmiyeceği gibi, ismleri ve sıfatları da, bunlara yerleşmez. Buralara aks eden herşey, ismlerin ve sıfatların aksleri, zılleri ve misâlleridir. Hattâ, ismlerin ve sıfatların zılleri ve nümûneleri de, âfâk ve enfüsün dışındadır. Burada, kudretin görünmesinden başka birşey yokdur. Çünki, Allahü teâlânın ismleri ve sıfatları da, kendisi gibi bî-çûn ve bî-çigûnedir. Benzerleri ve nümûneleri yokdur. Âfâk ve enfüsden dışarı çıkılmadıkca, ismlerin ve sıfatların akslerinin ve zıllerinin ne demek olduğu anlaşılamaz. Nerde kaldı ki, ismler ve sıfatlar anlaşılmış olsun. Şaşılacak şeydir ki, bu fakîre bildirilenler, gösterilenler, o büyüklerin tatdıklarına ve gördüklerine hiç uymuyor. Bunlardan birini söylesem, kim inanır? Kim kabûl eder? Eğer söylemeyip saklasam, yanlışın doğru ile karışmasına ve Hak teâlâya câiz olmıyan şeylerin söylenmesine göz yummuş olurum. Onun için, ister istemez, doğrusunu ve Allahü teâlâya söylenmesi yakışanı bildireceğim. Uygun olmıyanları red edeceğim. İster inansınlar, ister inanmasınlar. Bunu düşünmüyorum ve üzülmüyorum. Kendi bilgisinden, keşflerinden şübhesi olan, başkalarının inanmamasından korkar. İşin doğrusu güneş gibi açıkda olunca, keşflerin doğruluğu, ayın ondördü gibi meydânda olunca ve akslerden, hayâllerden kurtulmuş ve misâllerin, nümûnelerin üstüne çıkarılmış olunca, bilgilerde hiç şübhe olur mu? Hocam [Muhammed Bâkî] “kuddise sirruh” buyurdu ki, (Hâllerin doğru olmasına alâmet, bunlara tam bir yakîn ve inanmakdır). Bundan başka, Allahü teâlânın lutfü, ihsânı ile, bu büyüklerin söyledikleri hâllerin herbiri, ayrı ayrı bu fakîre [ya’nî İmâm-ı Rabbânîye “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz] bildirildi. Tevhîd, ittihâd, ihâta ve sereyân ma’rifetleri gösterildi. O büyüklere gösterilen ve bildirilenlerin içyüzü hâsıl oldu. İlmlerinin, ma’rifetlerinin incelikleri meydâna çıkarıldı. Bu makâmda çok zemân kaldım. Bütün bunların, azına çoğuna kavuşdum. Bunlarda artık şübhe ve tereddüd kalır mı? Nihâyet Allahü teâlânın lutfü ile anlaşıldı ki, bu görünenlerin, anlaşılanların hepsi, zıllerin, akslerin, hayâllerin oyunlarıdır, görünüşleridir. Misâllere, hayâllere kapılmakdan başka birşey değildir. Aranılan, bunların ötesindedir. İstenilen, bunlardan başkadır. Bunu anlayınca, çâresiz, bu ma’rifetlerin hepsinden yüzçevirdim. Bî-çûn olan Zât-ı ilâhîye teveccüh eyledim. Yeri, mikdârı ve sıfatı olan herşeyden uzaklaşdım. Hâlim böyle olmasaydı, büyüklere uymayan söz söyleyebilir mi idim? Bu ayrılık, Allahü teâlânın zâtında ve sıfatlarında olmasaydı ve Allahü teâlânın takdîs ve tenzîhi için olmasaydı, bu büyüklere uymayan sözü yine söylemezdim. Ağzımı açamazdım. Çünki, onlara ihsân olunan ni’metlerin artıklarını toplayan bir dilenci gibi idim. Onların ni’met sofralarını temizleyen bir hizmetciyim. Yine söylüyorum ki, bu fakîri [ya’nî İmâm-ı Rabbânîyi “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz”], lutf ederek terbiye eden, yetişdiren onlardır. Katkat ihsânları ile fâidelendiren onlardır. Fekat, ne yapayım? Allahü teâlânın zâtında ve sıfatlarında olduğundan ve Onun mukaddes cenâbına yakışmıyan kelimeler kullanıldığından, bunun karşısında susmak ve başkalarının inanmamasından korkmak, dîne ve diyânete sığmaz ve kulluğa uymaz. Vahdet-i vücûd ve benzeri ba’zı bilgilerde, âlimlerin tesavvufculardan ayrılması, akl yolu ile ve istidlâl iledir. Bu fakîrin ayrılması ise, keşf ve şühûd, ya’nî görmek iledir. Âlimler, tesavvufcuların bilgilerinin çirkin olduğunu söylüyor. Bu fakîr ise, güzel olduğunu, fekat maksadın, arzûnun bunlar olmadığını, bunları bırakıp ilerlemek lâzım geldiğini söylüyorum.Şeyh Alâüddevle “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz” de, vahdet-i vücûd bilgilerine uymuyor. Âlimlerin bildiği gibi, çirkin biliyor. Buna şaşılır. Çünki, onun bilgisi, keşf yolu iledir. Keşf sâhibi, bu bilgileri çirkin bilmez. Çünki, vahdet-i vücûdda garîb hâller, şaşılacak ma’rifetler vardır. Bu bilgiler, çirkin değildir. Fekat bu bilgilere saplanıp kalmak da güzel değildir.Devam edecek.

YORUMLAR

Son Haberler