DENİZLİNİN NABZI(117)

İKİNCİ CİLD, 42. ci MEKTÛB-20

Kıymetli Yeni Olay Gazetesi okuyucularım! Onun için, sâlikin yolu kesilmez. Bu yol, Peygamberlere “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” mahsûs olan caddedir. Bu büyükler, çeşidli derecelerine göre, bu yoldan vâsıl olmuşlardır. Âfâkı ve enfüsü bir adımda geçmişler, ikinci adımı, âfâk ve enfüsün ilerisine koymuşlardır. Sülûk ve cezbeyi geride bırakmışlardır. Çünki, sülûkün nihâyeti, Seyr-i âfâkînin sonuna kadardır. Cezbenin nihâyeti, Seyr-i enfüsînin sonuna kadardır. Seyr-i âfâkî ve enfüsî temâm olunca, sülûk ve cezbe de temâm olur. Bundan sonra ne sülûk kalır ne cezbe. Bu sözümüzü sülûk ve cezbe sâhibleri anlıyamaz. Çünki, onlara göre, âfâk ve enfüsün üstünde yol yokdur. İnsanın ömrü sonsuz olup, hep seyr-i enfüsî yapsa, yine temâmlıyamaz. Bu büyüklerden biri buyuruyor ki, fârisî beyt tercemesi: Eğer bütün ömrünce yürüse de insan, Kendinden dışarı çıkmağa bulmaz imkân. Bu yolu bana gösterenler o kadar büyükdür ki, Onların sâyesinde gözümü açdım. Onların sâyesinde bunları söyliyebiliyorum. Tesavvufun elifbâsını Onlardan öğrendim. Mevleviyyet derecesine Onların teveccühü ile kavuşdum. Eğer ilmim varsa, Onların ilm deryâlarından birkaç damladır. Eğer ma’rifet sâhibi isem, Onların iltifâtlarının eseridir. Nihâyetin başlangıcda yerleşmiş bulunduğu yolu Onlardan öğrendim. Kayyûmluk cihetine çeken ipin ucunu Onlardan aldım. Onların bir bakışı ile, öyle şeylere kavuşdum ki, başkaları kırk gün çile çekmekle göremez. Onların sözünden öyle şeyler edindim ki, başkaları senelerle çalışmakla ele geçiremez. Fârisî iki beyt tercemesi: Şemseddînin bir bakışına Tebrîzde kavuşan kişi, Çile çıkaranlara güler, ayblar dâim herkesi. Nakşibendiyye, nasıl kâfile sürücüdür? Kâfilesini gizlice maksada götürür. Bu büyükler, yola, seyr-i enfüsîden başlıyor. Seyr-i âfâkîyi bununla berâber yapmış oluyor. Bu hâle, (Sefer der vatan) sözü ile işâret ediyorlar. Bu büyüklerin yolu pek kısadır. Maksada çabuk ulaşdırır. Başkalarının yolunun sonu, bu yolun başlangıcına varır. Bunun içindir ki, (Biz, nihâyeti, başlangıca yerleşdirdik) buyurmuşlardır. Velhâsıl, bu büyüklerin yolu, başka tesavvuf yollarından çok yüksekdir. Diyebilirim ki, bunların huzûru ve âgâh olmaları [Allahü teâlâ ile her ân berâber olmaları], Onların çoğunun huzûrunun üstündedir. Bunun içindir ki, (Bizim bağlılığımız, bütün bağlılıkların üstündedir) buyurmuşlardır. Fekat, âfâk ve enfüsün dışında ve sülûk ve cezbenin üstünde Evliyâya yol olmadığı için, bu büyükler de, ister istemez âfâk ve enfüsün ötesinden konuşmamışlar. Cezbe ve sülûkün dışından haber vermemişler. Evliyâlık kemâlâtına uygun olarak, (Evliyâ, Fenâ ve Bekâdan sonra herşeyi kendilerinde görür. Kendilerinde bulurlar) buyurmuşlardır. Kendilerinde seyr etdikleri için, Zâriyât sûresinin (Kendinizde bulunmakdadır, niçin görmüyorsunuz?) meâlindeki âyet-i kerîmesine uymuşlardır. Allahü teâlâya hamd ve şükrler olsun ki, bu büyükler, enfüsün dışından haber vermedi iseler de, enfüse bağlanıp kalmış da değildirler. Enfüsü de, âfâk gibi (Lâ) deyip yok etmek istiyorlar. Allahü teâlâdan başka olan herşey gibi, onu da yok biliyorlar. Muhammed Behâeddîn-i Buhârî “kuddise sirruh” buyurdu ki, (Her gördüğün, her işitdiğin ve her bildiğin, O değildir. Bunların hepsini, (Lâ) derken, yok etmek lâzımdır). Fârisî beyt tercemesi: Nakşibenddirler fekat, her nakşa bağlanmazlar, insanlar, şaşkınlıkdan, başka nakş ararlar. Başka şeyleri yok etmek başkadır. Başka şeylerin yok olması başkadır.Devam edecek.

YORUMLAR

Son Haberler