DENİZLİNİN NABZI(16)

BEY’ VE ŞİRÂ -10

Kıymetli Yeni Olay Gazetesi okuyucularım!Meselâ, semenin yarısını peşin, yarısını da, yolcusu geldiği zemân vermek şartı ile satın almak fâsid olur. Yolcunun geleceği günü bildirirse sahîh olur. Peşin satışdan sonra yapılan borcun te’cîli zemânının iyi belli olması şart değildir. Veresiye satışda bâyı’ vakt gelmeden parayı istiyemez. Bunun için müşterînin bir sened veyâ bono yazıp bâyı’a vermesi iyi olur. Semen belli günlerde taksîdle olup, taksîdlerin biri vaktinde ödenmezse, sonrakilerin hepsi peşin olması şartı ile bey’ câizdir. (Bey’ ve şirâda fâiz)in sahîfe sonuna bakınız!Kirâ karşılığı ve mal telef etmek karşılığı olan borclar da, iyi belli zemâna te’cîl olunabilir ise de, ödünc verme ile olan borc veyâ sarf satışı bedeli ve ölünün borcu te’cîl olunamaz. Çünki borcun te’cîli, aynı cins malın, belli zemânda, veresiye bey’i olup, fâiz olur. Müşterî vefât ederse, te’cîl zemânı beklenmeden mîrâsından borcu hemen ödenir. Bâyı’ ölünce, vârisleri te’cîl zemânını beklemeğe mecbûrdur. Veresiye pazarlık edip, zemân bildirilmez ise, te’cîl bir ay sayılır. Nitekim selemde ve yemînde de bir ay kabûl olunur. Veresiye veyâ peşin olmasında, sonradan uyuşulmazsa, bâyı’in sözü kabûl edilir. Ya’nî peşin olduğu kabûl edilir. Te’cîl zemânında uyuşulmazsa, müşterînin sözü kabûl olunur. İstanbulda mal satın alıp, parasını Bursaya gidince gönderirim dese, ödeme günü belli olmadığı için câiz olmaz.Semenin cinsi söylenmedi ise, söz kesilirken orada kullanılan semen anlaşılır. Burada, piyasadaki paraların mâliyyeti, ya’nî hakîkî kıymeti ve revâcı, ya’nî geçer kıymeti müsâvî ise, bey’ sahîh olur. Müşterî hangi parayı isterse verebilir. Geçer kıymetleri farklı ise, en yükseğini verir. Geçer kıymetleri aynı olup, mâliyyetleri farklı ise, cinsi, sıfatı söylenemezse, bey’ fâsid olur.Söz kesilirken, şu kadar lira denildi ise, piyasada kullanılan yüzlük veyâ elliliklerden dilediğini verir. Fekat semenin cinsi söylendi ise, cinsi değişdirilemez. Meselâ Hamîd, Reşâd, İngiliz, Cumhûriyyet altını veyâ kâğıd lira denildi ise, o cinsi vermek lâzım olur. Değeri değişince, adedini değişdiremez. Ödünc ödemek de ve kirâ bedeli de böyle olup aynı cinsden ödemek lâzımdır. Ya’nî semenin kendi ta’yîn edilince, te’ayyün etmez ise de, cinsi, mikdârı ve vasfı ta’yîn edilince, bunlar te’ayyün ederler. Ma’den ve kâğıd paralar (Kesâd) olursa, ya’nî kıymetden düşerse, ya’nî geçmez olursa, imâm-ı Ebû Yûsüfe göre pazarlıkdaki, imâm-ı Muhammede göre, revâcdan kalkdığı zemândaki kıymeti verilir. İmâm-ı Ebû Yûsüf kavli ile hareket olunur. Bâyı’, geçer akçadan o kadar parayı almağa mecbûrdur.(Hadîka) sonunda diyor ki, (Bey’ ve şirâda ve icârede ve ödünc vermekde ve nikâhda altın ve gümüş mikdârını ağırlık olarak bildirmek lâzımdır. Semen sözleşme zemânında hâzır ise, göstermek yetişir. Mikdârını bildirmeğe lüzûm kalmaz. Altının, gümüşün mikdârları ağırlık olarak bildirilmezse, sözleşmeleri sahîh olmaz. Fâsid olur. Sayı ile bildirilince de sahîh olacağı imâm-ı Ebû Yûsüfden haber verildi ise de, bu haber za’îfdir. Buna uymak câiz olmaz. Tarafeyne göre, [ya’nî İmâm-ı a’zama ve imâm-ı Muhammede göre] nass olan yerde urf mu’teber değildir. Lâkin hükûmetler tarafından basılmış olan altınların ve gümüşlerin ağırlıkları bellidir. Söz kesilirken sayıları söylenince, belli olan ağırlıkları kasd olunmakdadır. Eshâb-ı kirâm ve Tâbi’în, sözleşmelerinde yalnız sayı söylerlerdi. Sayı söylemek, ağırlık söylemek yerine geçerdi. Bunun için, bugün de, söz kesilirken gösterilmiyen altın ve gümüş paralar sayı ile söylenince, ağırlıkları düşünülmelidir. Böyle düşünülerek yapılan sözleşmeler sahîh olur. [Bir altının, bir gümüşün kaç gram olduğunu bilmek ve ağırlığın mikdârını düşünmek şart değildir.] Yeryüzünde, altın ve gümüşden ilk para basan Âdem aleyhisselâmdır. İslâmiyyetde ilk para basan hazret-i Ömerdir. Hicretin onsekizinci senesinde, acem paralarının şeklini ve yazısını aynen basdırdı. Hazret-i Mu’âviyenin basdırdığı altınlar üzerinde, elinde kılınç bulunan resm vardı. İlk olarak yuvarlak gümüş parayı, Mekkede Abdüllah bin Zübeyr basdırdı. Ondan evvelki paralar, kısa ve kalın parçalar hâlinde idi. [(Hadîka)da, Makrîzîden alarak, islâmiyyetde ilk basılan paralar hakkında geniş bilgi vardır. Ahmed bin Alî Makrîzî, islâm âlimi olmayıp, târîhci ve şî’î görüşlü olduğundan bu yazıları almak uygun görülmedi.] İslâmiyyetden evvel Mekkede, altın ve gümüş para vardı. Ağırlıkları, müslimân parasının iki misli idi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” ve hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh”, bu paraları da kullandılar).Devam edecek.

YORUMLAR

Son Haberler