DENİZLİNİN NABZI(162)

ÜÇÜNCÜ CİLD, 3. cü MEKTÛB 

 Nefs, itmînâna kavuşmadıkca, bu derece ele geçmez. Nefsin itmînân bulması ise, Fenâ ve Bekânın temâmlanmasından sonradır. Parlak olan islâm dîninin, ışıklı se’âdet-i ebediyye yolunun esâsı, temeli, kolaylık, hafîflik ve kulları zahmetden, yorulmakdan kurtarmakdır. Çünki, insanlar, za’îf, nâzik yaratılmışdır. Bunun için, islâmiyyet diyor ki, bir kimse, maksadına kavuşmak için, Allah göstermesin islâmiyyetin dışına çıkarsa, [farzlardan birini bırakır, bir harâm işlerse, meselâ nemâzı, orucu bırakır veyâ içki içer, çıplak gezerse], bu maksûdu, onun ma’bûdu olur, ilâhı olur. Maksûdu için islâmiyyetin dışına çıkmazsa, onu ele geçirmek için, harâm işlemezse, islâmiyyet, o maksûdu red etmez, men etmez ve onu maksûd bilmez. Onun maksûdu yalnız Allahü teâlâdır ve Onun dînini gözetmekdir, der. O maksûda karşı, o kimsede, yaradılış îcâbı, bir arzû hâsıl olmuşdur. Fekat, bu arzûsu, islâmiyyete olan arzûsunun mikdârına yetişememişdir. Tesavvuf bilgileri îmânı kemâle ulaşdırdıklarından, burada Allahü teâlâdan başka maksûd olmamak lâzımdır. Çünki, başka maksûd olursa, ba’zan, nefsin yardımı ile, bunun arzûsu, Allahü teâlânın maksûd olmasını aşabilir. Onu ele geçirmek, Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak arzûsunu basdırarak, ebedî, sonsuz felâkete sebeb olabilir. Bunun için, îmânın kâmil olmasında, başka maksûdların kalmaması, mutlaka lâzımdır. Böylece, îmânın azalması veyâ sönmesi önlenmiş, emniyyete alınmış olur. Evet, ba’zı bahtiyârlar, ihtiyâr ve irâdelerinden kurtuldukdan sonra, bunlara yeniden irâde ve ihtiyâr verilir. İrâde-i cüz’iyyeleri kendilerinden gitdikden sonra, bunları, irâde-i külliye ile şereflendirirler.[Tesavvuf bilgileri îmânı kemâle ulaşdırır dedik. Tesavvuf, Muhammed aleyhisselâmın yolunda, izinde yürümek demekdir. Ya’nî, her sözünde, her işinde, herşeyde islâmiyyete yapışmakdır. Ne yazık ki, uzun zemândan beri birçok câhiller, fâsıklar, alçak maksadlarına kavuşmak için, büyük âlimlerimizin ismlerini, âlet olarak kullanıp, çeşidli ocaklar kurmuş, islâmiyyetin, dînin bozulmasına, yıkılmasına sebeb olmuşlardır. Hele son zemânlarda, bid’atler ve harâmlar az veyâ çok, bütün tekkeleri kaplamış, tarîkatcilik, islâmiyyeti yıkmak için en te’sîrli bir âlet hâlini almışdı. Tekkelere müzik sokuldu. Çalgı çalarak, tegannî ederek, dans ederek yapılan taşkınlıklara ibâdet denildi. (Dînî türk mûsikîsi) diye bid’atler uyduruldu. Bunların bid’at olduğu, Kâdî-zâdenin (Birgivî vasıyyetnâmesi) şerhinde uzun yazılıdır.Şeyh ve tarîkatcı olarak ortaya çıkan ba’zı kimselerin, ağızlarına ateş koyduklarını, ağızlarından alevler çıkdığını, bir yanağına bıçak, şiş sokarak öteki yanağından çıkdığını, sokak ortasına yatarak, üzerinden kamyon geçirildiği hâlde, kendilerine hiçbirşey olmadığını görenlerden işitiyoruz. Bunların kerâmet olduğunu söyliyorlar. Görenler de inanıyorlarmış. Allahü teâlâ bunların Mûsâ aleyhisselâm zemânında da bulunduğunu haber veriyor. Bunlara kerâmet değil, sihr diyor. Böyle, göz boyamaları, (Fetâvâ-yı hadîsiyye)nin yüzondokuzuncu sahîfesinde ve (Mektûbât)ın 266. cı mektûbu sonunda ve üçüncü cildinde uzun bildirilmiş, harâm olduklarına fetvâ verilmişdir. Bu büyücü, üfürükcü şeyhlerin, tarîkatcıların yalan sözleri, (Hadîka) ve (Berîka)da da uzun yazılıdır. Bunların din adamı değil, müslimânları aldatan şeytân oldukları acı acı bildirilmişdir. Bu gösterileri, din değildir. Dinsizlikdir. Avrupadaki, Japonyadaki kâfirler de, sahnelerde, sirklerde, bunlarınkinden dahâ acîb, dahâ garîb şeyler gösteriyorlar. İslâmiyyet, oyun, komedi, maskaralık, müzik dîni, sihrbazlık, canbazlık, hokkabazlık dîni değildir. İslâmiyyet, inanması, yapması, sakınması lâzım olan şeyleri, güzel ve çirkin huyları öğrenmek ve emrlere uymak, herkese iyilik yapmak dînidir.Devam edecek.

YORUMLAR

Son Haberler