DEPREMLE YAŞAMAK(II)

24 Kasım 1976 Van’ın Muradiye’de  7,5 büyüklüğündeki depremde  3 bin 840 kişi yaşamını yitirdi, birçok kişi yaralandı…

Dinar’da 1 Ekim 1995’te meydana gelen 6,1 büyüklüğündeki depremde 90, 17 Ağustos 1999’da Gölcük’te  7,8 büyüklüğündeki depremde  17 bin 480 kişi yaşamını yitirdi. On binlerce kişinin yaralandığı bu depremde 73 bin 342 ev hasar gördü…

12 Kasım 1999’da deprem  Düzce’de  7,5 büyüklüğündeki bu depremde 763 kişi hayatını kaybetti…

3 Şubat 2002’de Afyon-Sultandağı’nda  6,4 büyüklüğündeki depremde ise 44 kişi yaşamını yitirdi…

1 Mayıs 2003’te Bingöl’de  6,4 büyüklüğündeki depremde de 176 kişi hayatını kaybetti…

Son olarak Acıpayam, Bozkurt ve Çardak ilçelerimizdeki orta şiddetteki depremlerin yaralarını sarmaya çalışıyoruz… Görüldüğü gibi biz depremleri göz ardı etsek de o bizi hiç göz ardı etmemiş. Binlerce insanımızı kaybetmişiz. Ülkemizin maddi kaynaklarını heba etmişiz. Günümüz şartlarında da deprem karşımızda bir realite olarak duruyor. O halde tek yapmamız gereken onunla birlikte yaşamayı öğrenmek. Binalarımızı, işyerlerimizi, köprülerimizi, yollarımızı, eğitim kurumlarımızı kısaca yaşam alanlarımızın tamamını depreme dayanıklı hale getirmeliyiz. Bu konuda taviz vermemeliyiz. Seçim yaklaşıyor artık kaçak ev yapabiliriz mantığını yok etmeliyiz. Kaçak yapılara af gibi bir kavram asla gündemimize gelmemeli. Deprem anında yapılacaklar konusunda halkımızı bilinçlendirmeli, bu konu ile ilgili devlet birimleri de yapacakları konusunda her an hazır hale getirilmelidir. Özellikle bina, yol, alt yapı, köprü gibi yapılar ile ilgili devlet kurumları, belediyeler, yapı-denetim firmaları işbirliği içerisinde bulunmalıdır. Devlet malı deniz yemeyen domuz mantığındaki insanlardan bir an önce kurtulmalıyız. En önemlisi de devlet sosyal devlet olmanın yükümlülüklerini yerine getirmeli, kendisi ev yapamayacak durumda olanlara yardımcı olmalıdır. Ya depreme dayanıklı sağlıklı binalar yapıp bu durumdaki insanlara uygun ödeme planlarıyla sunmalı ya da malzemesini sağlayıp kontrolünü doğru düzgün yaparak sağlıklı yaşam alanları oluşturulmasında üzerine düşeni yapmalıdır. Yoksa biz daha çoook kaybettiklerimize gözyaşı dökmek, kayıp aramak, dünyadan yardım beklemek, kendi aramızda kampanyalar düzenlemek zorunda kalırız.

Durum ortada sizin anlayacağınız. Eskilerin deyimiyle “ya bu deveyi güdeceğiz ya da bu diyardan gideceğiz” Gidecek yerimiz olmadığına göre deprem realitesini kabul edip onunla yaşamayı öğrenmekten başka yapacak bir şeyimiz yok. Neredeyse hemen her gün deprem araştırmacılarının uyarılarına kulaklarımızı tıkayıp, yaşadığımız her depremden sonra “mış” gibi yapmak kendimizi kandırmaktır. Umarım bir an önce gerekli tedbirleri alır, depremle yaşama noktasında ciddi adımlar atarız… Elimden gelen tek şeyi yapıp cümlenizi Allah’a emanet ediyorum. Rabbim bütün felaketlerden Türk Milletini, Türk Devletini korusun… 

Ahmet AYKOL

 

YORUMLAR

Son Haberler