HAYALLERİNDEN ASLA VAZGEÇME

Sevgili dostlar,

Yıllar önce kaybettiğimiz Başsavcımiz adam gibi adam, beyefendi kişiliği ile tanıdığımız İsmail Alkan Beyefendi yi saygı ile anıyorum.

Sizlere kızı, aynı zamanda öğrencim Dilşad in duygularını sunuyorum.

  O gün yine teyzemin sesiyle yataktan fırladım. Bu ses okula gitmem gerektiğinin habercisiydi. İsteksiz bir şekilde hazırlanıp bahçede servisi beklemeye başladım. Servise bindiğimde sonsuz döngüm olan buğulu camlara bir şeyler karalayıp hayal kurma olayım başlamıştı bile çoktan. Hayallerim benim için çok önemliydi her zaman. Beni ben yapan bu çılgın dünyayı düşünürken okula vardığımızı fark ettim.

    Sıkıcı ders saatlerinin ardından nihayet eve dönme vaktim gelmişti. Son zamanlarda babamın durumundan ötürü hiçbirimiz iyi değildik zaten bunun üstüne okul ve sınavlar da yüklenince çekilecek gibi değildi. 5 yıl önce babamda fark edilen tümör 3 defa ameliyatla alınmasına rağmen tekrar nüksetmişti. Bu 5 yıl içinde hiçbir zaman kötü düşünmemiş hep umutla yaklaşmıştık olaya ama bu seferki farklıydı. O pis yaratıklar babamın içinden çıkarılamamıştı bu sefer. İyi huylu değildi bu canlılar. Günden güne babamı çökertiyorlardı. Babamın hastanede kaldığı o üç ay nasıl geçti deseniz inanın anlatamam. Bir gün bir yerde bir gün bir yerde kala kala düzenimiz tamamıyla bozulmuştu. Ne annemi ne babamı doğru düzgün göremiyordum ve onlarsız kendimi yapayalnız hissediyordum. Bu düşüncelerle eve vardığımda abimler beni bekliyorlardı. Bugün çok özlediğim anne ve babamı görmeye gidecektik. Hızlıca üstümü değiştirdim ve hastaneye doğru yola koyulduk.

     Vardığımızda heyecanla odaya koştum. Babam bir sürü değişik makineye bağlanmıştı ama yine de iyi görünüyordu. Onun ne kadar güçlü bir adam olduğundan bahsetmeme dahi gerek yok zaten. Bizi görünce sevinçten gözleri doldu. Hepimize sarıldı teker teker öptü. Birkaç gündür benim ismimi sayıklıyor gelmemi bekliyormuş. Bir yandan babamla özlem giderirken bir yandan da gözlerim annemi arıyordu. Kaç aydır hastanelerde oradan oraya koşuyordu. Çok yorulmuş olmalıydı. Babamın “Nasılsın Bal Küpü’ m?” sesiyle irkildim. Daha da iyi olacağımı ve yakında eve beraber döneceğimizi söyledim ona. Konuşmalarımız bu şekilde devam ederken babam bir anda abimlere dönerek benim nerede olduğumu sordu. Çok şaşırmıştım buradaydım ya işte burada. Birkaç kez tekrarladı. “Oğlum Dilşat’ı neden getirmediniz, o nerede sesleri artmaya başladı. Boğazım düğümlenerek “Buradayım baba geldim ya zaten.” diyebildim sadece. Ama o beni görmüyor ısrarla sormaya devam ediyordu. Dayanamayarak ağlamaya başladım ve babam görmesin diye hızlıca odadan çıktım. Babam hafızasını kaybediyor düşüncesi içime hızla yayılıyordu. Hıçkırarak ağladığım o anda koridorun başında annem gözüktü. Benim bu halimi görüp kahrolmasın diye gözyaşlarımı silmeye çalıştım ama annem her şeyi fark etmişti. Adımlarını sıklaştırdı ve hemen yanıma gelip ne olduğunu sordu. Babamın beni hatırlamadığını söyleyebildim. O esnada ben o haldeysem annem Allah bilir nasıl duygular yaşıyordu iç dünyasında. Ağlamaklı bir ses tonuyla “Olur mu hiç öyle şey anneciğim, baban seni hiç unutur mu?” tesellisi ile yetinebildi. Sonra elimden tutup beni odaya geri götürdü. Babama benim geldiğimi söyledi ve beni hatırlayıp hatırlamadığını sordu. Babam yine çok şaşıracağım bir tepki vermişti. Coşkuyla “Görmez olur muyum hiç güzel kızımı daha yeni öpüp kokladım zaten. Hatta gel kız bir daha sarılayım.” dedi. Şaşkın ama mutlu bir şekilde gidip bir kez daha sarıldım. 

    Odadan çıktığımızda annem babamın o gün aldığı bir ilaçtan ötürü öyle olduğunu ve düzeleceğini söyledi. Sahi düzelecekti değil mi benim güçlü babam? Hem o beni ayrı bir severdi. Benim için dayanacaktı biliyorum. Ama her ne kadar bu şekilde düşünsem de bu olaylar bizi çok yoruyor, yıpratıyordu. Eve doğru yola koyulmuşken eski güzel anılarımız bir film şeridi gibi gözümün önünden geçiyordu. Bu anlara geri dönecektik. İnanıyordum.

                                                  ***                         

    Hastaneye gitmemizin ardından bir hafta geçmişti. Okuldan döndüğümde evde kimse yoktu. Ertesi gün önemli bir sınavım olduğu için çalışmaya karar verdim ve kitaplarımı alıp asansöre doğru ilerledim. Bahçede arkadaşlarımla çalışacaktım. Asansörün kapısı aniden açıldı. Gelen abim ve teyzemdi. Nereye gittiğimi sordular ben de söyledim. İkisinin de yüzünde anlam veremediğim bir ifade vardı. Normalde arkadaşlarımla vakit geçirmek istememe çok sevinirler hatta kafamın dağılması için birkaç kez beni zorla bahçeye indirişleri bile vardır. Teyzem yutkunarak “Tamam canım sen in, dersine çalış güzelce.” dedi. Bana saçma gelen bu tavırlarından sonra aslında çok da takmayarak asansöre bindim. İndiğimde aşağıda en sevdiğim arkadaşım oradaydı. Ona doğru koşar adımlarla ilerledim ve beraber test çözmeye başladık. Bir iki testin ardından bahçe kapısından gelen babamın makam arabası gözüme ilişti. Benim bulunduğum yere doğru geliyordu. Araba benim yanıma vardığında abim aşağıya inmişti bile. Uzaktan bağırarak beni çağırdı. Olaylara anlam vermeye çalışırken neden babamın şoförünün geldiğini sordum. O da hastaneye gideceğimizi söyledi. Haklı olarak “Siz yeni hastaneden gelmediniz mi neden tekrar gidiyoruz ki?” diye sordum. Onlar da beni geçiştirmek için babamı özleyip özlemediğimi sordular. Bunun yanıtı belliydi kaç gündür kafalarını şişirmiştim zaten beni babama götürsünler diye. Babamı görme düşüncesiyle seri bir şekilde arabaya atladım ve yola koyulduk.

      Hastane evimize epeyce uzaktı. Camdan dışarıyı seyrederken arabanın bir anda durduğunu fark ettim. Oysaki daha hastaneye varmamıştık. Teyzem diğer abimi alacağımızı onun da babamı çok özlediğini hatırlattı. Buraya kadar çok da bir sorun yoktu aslında ancak ben tam arabadan inecekken herkes bir anda “Sen arabada kal sakın inme!” diye bağırdı. Yine olanlara anlam veremiyordum. Aklımın içinde bir sürü değişik düşünce dolaşırken beş on dakika içerisinde araba yolculuğumuz devam etmeye başlamıştı bile. Başlamıştı başlamasına ama kimseden çıt çıkmıyordu. Herkes kafasını cama dönmüş, fırtına öncesi sessizlik gibi tek bir kelime etmiyordu. Bu bitmek bilmeyen yolculuğun ardından nihayet varmıştık hastaneye. Arabadan indiğimde hastane kapısında bir sürü polis olduğunu gördük. Anneannem aşağıya inmiş bizim gelmemizi bekliyordu. Yanına doğru ilerlediğimde gözlerinin kan çanağına dönmüş olduğunu gördüm. Hala anlayamamıştım bilmiyorum belki de anlamak istemiyordum. Anneannemin “Sana bir şey söyleyeceğim ama çok güçlü olacaksın tamam mı?” sözünü zar zor duyabildim. Baban artık aramızda olamayacak cümlesi kalbime bir mızrak gibi saplanmıştı. Bu mümkün olamazdı. Babam beni asla bırakamazdı ki… 

    Hayatımda ilk defa ölümle karşılaşıyordum. O ana kadar ben ölmenin ne demek olduğunu bile bilmiyordum ki… Çok küçüktüm daha onunla beraber yapacağımız çok şey vardı. Bu buruk düşüncelerim ve gözyaşlarımla hemen babamın odasına koştum. Odanın önü çok kalabalıktı. Herkes acıyan gözlerle bize bakıyordu. Odaya belki de her şey bir rüyadır diye umutla girdiğim o anın çaresizliği… Annem gelip hemen bana sarıldı. Dakikalarca hüngür hüngür ağladık. Sonrasında babama doğru yöneldim. Üstünü örtmüşlerdi. Örtüyü kaldırdılar ve son bir kez babama sarıldım, son bir kez onu öptüm. Öylesine acıyordu ki kalbim. Bugüne kadar ne zaman ona sarılsam sımsıkı beni kucaklayan adam tepki vermeden öylece hareketsiz yatıyordu. Ne olurdu sanki tutsa elimi ben seni bırakmam asla dese…

    O kareden sonrası hafızamda çok yok. Bu son kez kavramı canımı çok yakmıştı. Son kez onu görmek, son kez kucaklaşmak… Anın çaresizliğiyle kısa bir baygınlık geçirmişim düşmeden öncesinde de abime ayaklarım tutmuyor beni taşıyabilir misin filan demişim hatta. Uyandığımda yine her şeyin rüya olmasını çok umut ettim ama maalesef değildi. Hani derler ya umut uyanık insanın rüyasıdır diye. Benimki de bu misaldi. Yataktan kalktım ve annemi aramaya başladım. O esnada babamı morga taşıyorlarmış. Tabi beni götürmediler. Çok kötü durumdaydım zaten. Annem döndüğünde küçüklüğün vermiş olduğu masum düşüncelerle babamın nerede olduğunu sordum. Annem morgda uyuyor olduğunu söyledi. “Anne, babam madem morgda uyuyor eve morg yaptıralım hem özledikçe açıp bakarız.” dediğimi anımsıyorum.

                                                ***

    İki gün sonra cenaze günü gelmişti. Okunan selada babamın ismini duymak içimi ürpertti. Her şey bitmiş miydi yani? Nasıl koyabilirdik babamı o soğuk toprağın altına? Aşırı bitkin adımlarla mezarlığa doğru ilerledim. Babamı kazılan yere koymuşlar toprakla kapatmaya başlamışlardı bile üstünü. Şöyle bir baktım ve “Baba hani bırakmayacaktın beni, hani hep umutlu olmam gerekti?” diye anlamsız bir sinir yaptım. Eve döndüm ve babamın yatağına yatıp kendimi bir kez daha tutamayarak fazlaca ağladım. Etrafımda gördüğüm her şey bana onu hatırlatıyor, duvarlar üstüme üstüme geliyordu.

   Biraz dinlendikten sonra babamın eşyalarının olduğu dolabı açtım. Gömlekleri arasında ellerimi gezdirirken bir anda gözüme daha önce hiç görmemiş olduğum bir kutu ilişti. Merak edip açmaya çalıştım ama kutu kilitliydi. Bir anda aklımda fırtınalar kopmaya başladı bu kutunun anahtarının nerede olduğunu biliyordum. Daha öncesinde babam bana bir anahtar verip onu saklamamı istemişti. Oyun oynuyorduk güya. Hızlıca gidip bir yıl önce sakladığım o anahtarı yerinden çıkarıp kutunun başına geldim. Kalbim küt küt atıyordu. Elim titrer bir vaziyette kutuyu açtım. Kutunun içerisinde en sevdiğim ve babamın bana sürekli işten gelirken aldığı çikolatalardan vardı. Bunların hemen altında bir kağıt bulunuyordu. Yanaklarımdan aşağı yaşlar süzülürken kağıtta yazanları okumaya başladım. Bu mektup babamdan banaydı.

        “Sevgili kızım, biricik Bal Küpü’ m;

 Hastalığım giderek ilerliyor. Zaten 5 yıl önce bu rahatsızlığa ilk yakalandığımda doktorlarım bana hastalığın ömrünün 5 yıl olduğunu söylemişlerdi. Ben bir gün bile umudumu kaybetmeyip savaştıysam bu sizin sayenizde, sizin için. Sana umudun hiç tükenmesin demiştim ya tükenmesin canım kızım. Ben belki fiilen yanında değilim artık ama senin peşini bırakacağımı mı zannediyorsun? Yok öyle şey hep kalbinde olacağım senin destekçin olacağım. Ben yokken fazla dağılma seni gördüğümde iyi ol. Ben iyileştiğimde nasıl olacaksa hayatımız şimdi de öyle olsun. O bitmek bilmeyen hayallerinden sakın vazgeçme. Sev, sevil, paylaş, çalış ve çabala. Bir gün olsun boşluğa düşme. Ben sonuna kadar savaştım sen de hayatın boyunca aynını yapacak ve kazanacaksın. Dimdik ve güçlü bir şekilde ayakta duracaksın. Haydi göreyim seni minik kartalım!

                                                                                        Sevgilerle Baban…”

   Öylesine kendimden geçtim ki bu satırları okurken… Hastalığı boyunca çektiği acıları bir kenara bıraktım kendisine beş yıl gibi bir ömür biçilmesine rağmen tek bir yılında bile bize bunu yansıtmadan güçlü ve dimdik bir şekilde ayakta durup umudundan asla taviz vermemesi… Artık ağlamaya bile mecalim kalmamıştı.

    Babamsız geçen günlerimde gerçekten zaman zaman kalbimin ağrıdığını ve bu yükü kaldıramayacağımı düşünüyordum. Bu düşünceler aklıma geldikçe babamın yazmış olduğu yazıyı hatırlatıyordum kendime. Güçlü olmalısın, yola devam etmelisin hayallerinin peşinden koşmalısın diye tekrar edip duruyordum. Bunu başarabilirdim!

                                                               ***

  Aradan geçen yıllar beni daha da güçlendirmişti. Hayallerimin peşinden koşarak istediğim okullarda okudum ve küçüklüğümden beri hayalini kurduğum mesleği yapmaya başladım. Yeri geldi çok yoruldum, yıprandım ama babam için başardım. 

    Geçenlerde kitap okurken oğlum yanıma gelip yağmur sonrası toprak kokusunun neden bu kadar güzel olduğunu sordu baba. Sahi neden bu kadar güzel kokuyor toprak? Sevdiklerimizi içinde sakladığı için mi yoksa? Umutları içinde barındırdığı için mi? Umut demişken yıllar boyu yükselen bu umudum yeniden düşmeye başlamıştı. Artık çocuk değildim ve babamın yazdığı mektupla teselli de olamıyordum ne yazık ki. Ben de hastaydım tıpkı babam gibi. Çocuklarım ve ailem için güçlü olmam gerekti ama benim bu yükü de kaldıracak gücüm kalmamıştı. Durumum günden güne kötüye gidiyordu. İşe gidemez oldum. Tedavi sürecim çok sıkıntılı geçiyordu. Anlayamıyordum babam bu kadar güçlü olabilmeyi nasıl başarabilmişti ki? Bu düşüncelerle camdan soğukta dışarıda yemek arayan ve yavrularını doyurmaya çalışan bir köpeği seyretmeye koyuldum. Yemek bulamamasına rağmen asla pes etmiyor sürekli bir hareket içerisinde umutla oradan oraya koşuyordu. Dışarıya çıkıp yemek vereyim diye kapıya yöneldiğimde aniden kapı çaldı. Gelen kişi 50-60 yaşlarında orta boylu, hafif toplu, saçlarına aklar düşmüş tatlı bir amcaydı. Anımsamam zor oldu ama gelen kişinin babamın eski ahbabı Mehmet amca olduğunu bir süre sonra fark ettim. Hemen içeriye aldım. Sıcak bir kahve yaptıktan sonra sohbet etmeye başladık. Evimi nereden bulduğunu sordum. Kahvesinden yudumlayıp “Kızım rahmetli baban ölmeden önce beni yanına çağırıp epeyce senden ve hayallerinden bahsetmişti. Eğer bir gün kendisine bir şey olursa sana gizliden gizliye göz kulak olmamı ve hayallerinden vazgeçip umutsuzluğa kapılırsan yanında olmamı istemişti. Ben de dediklerini harfiyen uyguladım. Bugüne kadar istediğin liseyi çaba harcayıp kazandın. O çok gitmek istediğin üniversiteyi kazanıp heyecanla okula gittiğin gün ben de oradaydım. Ve son olarak baban bana bu adresi vermişti. Küçükken canınız sıkıldığında bu evin önüne gelir beraber balık tutarmışsınız. Senin bu evi alacağından da şüphesi yoktu. Sen çalışıp burayı da aldın. Geçenlerde de duydum ki hastalığa yakalanmışsın ve bütün bunları başaran güçlü Dilşat’ın savaşacak gücü kalmamış. Yok canım olur mu öyle şey? Sen babanın kızısın pes edemezsin. O hastayken senin için savaşmayıp pes etseydi ne yaygara çıkaracağını ikimizde çok iyi biliyoruz. Şimdi bir kez daha sıra sende! Umudunu yitirmeyip bu savaşı kazanacaksın. Yoksa vallahi öbür dünyada babandan yemediğimiz azar kalmaz.” deyip hafifçe gülümsedi. Anlatılanlar karşısında şaşıp kalmıştım. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Aslında söylenecek fazla söz de yoktu. Aklım başıma dank etti ve ayağa kalkıp coşkuyla “Umut, umut her şeyin anahtarı!” diye bağırdım. Mehmet amca gülerek beni seyrediyor aynı babanın kızısın diyordu. Evet, evet bu doğruydu. Ben güçlüydüm tıpkı babam gibi. Bunu da atlatacaktım tüm sevdiklerim ve babam için. 

      O günden sonra daha büyük bir umutla tedavilerime devam ettim. Yılmadım, savaştım ve başardım. Başardım baba yendim hastalığımı! Artık beni hiçbir şey yıkamaz. Umutlarım beni ayakta tutuyor. İyi ki böyle bir babam olmuş. Şimdi babamdan öğrendiklerimi bende çocuklarıma öğretiyorum. 

                Madde 1: Hayallerinden asla vazgeçme umuda sımsıkı tutun oğlum…

Salih KOCABAŞ

    

   

    

 

 

YORUMLAR

Son Haberler