KUYTUDA YETİŞEN ÇİÇEKLER

Şubat soğuğunda her yer beyaza bürünmüştü. Salih Hoca Otobüs Terminali’nde insanların toplandığı perona geldi. Beklenen zamanda da Savur’a gidecek Dolmuş geldi. Koltuklar çoktan dolmuştu. En son koltukta kendine yer buldu. Dolmuştaki yolcuların çoğu asker ve öğretmendi. Arka koltuğa yerleşirken, yanına yaşlı bir adam oturdu. Dolmuş hareket etti. Yaşlı adam: “ Oğlum gençsin öğretmen olduğunu unutma, sana bir büyük tavsiyesi vereceğim. Sözümü tutarsan kazanırsın. Oğlum; eline beline diline sahip olduğun müddetçe sana hiçbir şey olmaz” 

   Salih Hoca, bastığı yere sağlam basan, azimli, yaptıklarının bir gün her iki âlemde hesabını vereceğini bilen öğretmenlerdendi. Tüm değerlerin insanlık hayatında hayat olduğunu savunanlardandı. İdealleri büyüktü, çünkü idealleri hayatına mana katıyordu. Şiddetin, cehaletin ve zararlı alışkanlıkların önlenmesi için gidilmesi gereken yerlere gitmesi gerektiğinin bilincindeydi. Çok çalışmak gerektiğini, doğruluğun iyiliğe, iyiliğinde Allah rızasına götürdüğünü biliyordu. Vatanını, bayrağını, milletini sevenlerdendi. Dolmuş hareket etti.

  Dolmuş, buz tutmuş yol üzerinde dans ederek ilerlemeye çalışıyordu. Bir süre gittikten sonra, yolu açmaya çalışan iş makinesine yaklaşıldı. Makine önden yolu açarak giderken, dolmuş onu takip ediyordu. Otuz kilometrelik yol yaklaşık on saatte alınmıştı. Yatsı vaktine doğru dolmuş köy meydanında durdu. Salih Hoca arkadan yavaşça kalktı, dolmuştan indi. Uzun süre dolmuşta kıpırdamadan oturduğundan ayakları uyuşmuştu. Yere ayak basar basmaz sendeledi. Orada kartopu oynayan gençler, Salih Hocayı görünce yanına koştular.

Gençler:

  • Salih Hocam okullar tatil edildi. Neden geldin?
  •  

Salih Hoca:

  • Sizlerle de iyi vakit geçirmeye geldim. Bana yardım eder misiniz?

Yukarıda aşağıya kayarcasına gelen Hacı Felemez:

 

  • Salih Hoca sen zaten bize her zaman yardım ediyorsun. Sende memlekette dinlensen daha iyi olmaz mıydı?
  •  

Salih Hoca:

  • Hacı amca çocukların eksiği var, bu tatilde eksiği kapatmak istiyorum. Hem ben sizinle beraber olmaktan mutluluk duyuyorum.

 

           Salih Hocanın geldiğini duyan ev sahibinin küçük kızı Zeynep, kapıda heyecanla öğretmeni bekliyordu. Öğretmeni Ona şehirden okuması için kitap getireceğini söylemişti. Acaba istediğim kitapları getirdi mi? Diye merak ediyordu.  Salih Hoca eve gelmişti. Sedire doğru yöneldi, oturdu. Ayaklarındaki uyuşukluk yavaş yavaş geçmeye başlamıştı. Zeynep’in kendisine meraklı gözlerle baktığını fark etti.

 

Salih Hoca:

  • Güzel kızım sana söz verdiğim kitapları aldım.

Zeynep sevinçle:

  • Çok teşekkür ederim öğretmenim.

Salih Hoca:

  • Bütün arkadaşlarına yetecek sayıda kitap aldım. Hele bir ayaklarımdaki uyuşukluk bir geçsin oldu mu güzel kızım?  Zeynep tamam dercesine öğretmenin yanına oturdu. 

Salih Hoca:

  • Zeynep kızım şurada duran çantayı getirir misin?

        Zeynep çantayı getirdi. Salih Hoca almış olduğu hediyelere Zeynep’e verdi. Zeynep en çok öğretmenin aldığı hikâye kitaplarına sevinmişti. Öğretmeninin boynuna sarıldı, teşekkür etti.

        Pazar günüydü, ikinci dönemin başlamasına bir gün kalmıştı. Salih Hoca haberleri seyrederken, olumsuz hava şartlarında dolayı okulların bir hafta tatil edildiğini öğrenir.  

          Aynı gün hava yine bozmaya başlamıştı. Bir süre sonra vadiden gelen kar, köyün üzerine çökmüş, her yer karla örtülmüştü. Salih Hoca dışarıda kalan canlıları düşündü. İyi ki sığınacak yeri vardı. Bu karda kışta dışarıda kalmanın ne demek olduğunu yaşadığı tecrübelerden biliyordu.  O gece komşular Salih Hocayı yalnız bırakmadılar. Evin içi şenlenmişti. Çaydanlık suyla doldurularak ocağa kondu. Çocukların önüne bisküviler, çerezler kondu. Büyükler çay içerken derin bir sohbete daldılar. Salih Hoca zifiri karanlığın koynunda yalnız değildi. Dostları onu yalnız bırakmamış, sıcak sohbetler, samimiyetler sıla hasretini unutturmuştu. O gece neşe içinde geçti. Gece geç vakitte herkes evine dağıldı. 

  Salih Hoca o gün tatil olsa da erkenden kalktı, mutfağa gitti. Memlekette annesinin el emeği göz nuru ile hazırladığı tarhanadan çorba yapmak için hazırlık yaptı. Tarhanayı görünce annesi aklına geldi. 

Ayşe anne çevresine:

  • Salih çim doğu hizmetini bitirip geldiğinde kurban keseceğim.

Ayşe anne Salih Hocaya çok düşkündü. 

Babası Ahmet Bey ise:

  • Ben Ona söyledim; “Oğlum oralar netamelidir. Başına bir iş gelmesinden korkuyorum. Benim malım mülküm hepimize yeter. Gel oğlum gitme!..

 

         Salih Hoca boşuna okumadığını, vatana hizmet etmek gerektiğini, kendisini bekleyen çocuklara mutlaka yetiştirmesi gerektiğin söylüyordu. Ailesi Onu ikna edemeyeceğini anlayınca, görevine başlamasına razı oldular. Çorba pişirirken, Zeynep kapı aralığından utangaç utangaç bakıyordu. 

Salih Hoca:

  • Zeynep kızım gel bakalım! Ben yalnız çorba içeceğim derken sen geldin. Beraber çorba içelim mi?

Zeynep: 

  • Tamam öğretmenim!

 Onu aramaya gelen Fatma da sofraya oturdu. Birlikte çorbayı içtiler. Salih Hoca yalnız değildi. Ali amca da geldi, beraber sohbet ettiler.

         Kar tatili sona erdikten sonra öğrenciler okula geldiler. İçlerinde Zeynep te vardı. Hayat Bilgisi dersi işlenirken,  Öğretmenin verdiği hikâye kitaplarına okuyor, anlatıyordu. Öğrencilerinin başarısı Salih Öğretmeni çok sevindiriyordu.

        

             Salih Hoca, idealist olmanın heyecanı ile veli ziyaretlerinde bulunup, öğrenci velileri ile başarıyı arttırmanın yollarının arıyordu. Geri kalan öğrencileri ile tek tek ilgileniyor, iyi öğrencilerin seviyelerine gelmeleri için elinden gelen gayreti gösteriyordu. Veliler Salih Öğretmeni bağırlarına basmışlardı. Öğrenciler istenilen seviyeye gelmişlerdi.

 

           Bahar gelmiş, okulların tatil olma zamanı gelmişti. Bölgede olağanüstü hal olması nedeniyle, köy okulları bir ay önce tatil oluyordu. 

 

Salih Hoca görevini tamamlamanın huzuru içindeydi. Kuytularda çiçekler yetiştirmenin verdiği huzur ile yaz tatili için memleketine yelken açtı.

 

YORUMLAR

Son Haberler