MASAL(2)

Geceleri birlikte uyumak isteyen 7 ve 12 yaşlarındaki iki kız yeğenim “teyze bize masal anlat” diyorlar. Malum eski yazılarımdan birinde masallara bakış açımı belirtmiştim. Okuyanlar bilirler. Okumayanlar için de özetlemek gerekirse öyle evlenmiş, mutlu olmuş sonları ile büyütülen kızların ileride evlenme ile, her türlü sıkıntıyı aşacaklarını sanmalarına ve koşulsuz bir mutluluk beklemelerine karşıyım. Kızlarımıza eşe bağlı veya beyaz atlı prensle yaşam olgusuyla şartlandırmak yerine, kendi ayakları üzerinde durabilmeye ve hayatın zorluklarına hazırlamamız gerektiğini düşünüyorum. En nihayetinde evlilik illaki olacak ama bir bağımlılık veya zorunluluk şeklinde olmamalı. Aslında bir masal da düşünmemiştim bu doğrultuya uygun. Ne anlatayım diye sorduğumda da küçük olan Pamuk Prenses dedi. Bir de benden dinleyin Pamuk Prenses’i. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, pireler berber, develer tellâl iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken… Uzak ülkelerden birinde bir çift yaşarmış. Bu çift çok mutlularmış ama tek eksikleri varmış. Hiç çocukları yokmuş. Bir gün kar yağarken iç geçirmiş kadın “böyle kar gibi beyaz bir kızım olsa” demiş. Ehh duanın da kabul saatine denk gelmiş olacak ki pamuk gibi beyaz bir kızları olmuş, evlerinin prensesi olmuş. Pamuk prenses 5-6 yaşlarına geldiğinde annesi hastalanmış ve vefat etmiş. Babası da henüz çok küçük olan kızının yalnız kalmasına dayanamamış ve yeniden evlenmiş. Evlenmiş evlenmeye ama yeni evlendiği kadın oldukça hırslı biriymiş. En akıllı, en güzel hep kendisi olsun istermiş. Yıllar geçmiş Pamuk Prenses okula başlamış. Okulda güler yüzü ve yardımseverliği ile oldukça sevilen biriymiş. Derslerinde oldukça başarılıymış. Üvey annesi ise bu durumla mutlu olacağı yerde, herkesin övgüsünü alan ve gözdesi olan Pamuk Prensesten rahatsız olmaya başlamış. Son zamanlarda satranç oynarlarken de her seferinde Pamuk prenses’in kazanıyor olmasını hazmedemez olmuş. Üvey anne evin hizmetkarlarından birini çağırarak Pamuk Prensesi ormana götürmesini ve orada bırakmasını söylemiş. Sosyal Hizmetlerin bulup sahip çıkacağından eminmiş çünkü. Hizmetkar, Pamuk Prensese pikniğe gideceklerini söylediğinde Pamuk Prenses çok mutlu olmuş. Ormanda saklambaç oynamayı teklif eden hizmetkar, Pamuk Prenses bir ağaca yaslanıp sayarken ortalıktan kaybolmuş. Oyun oynadıklarını sanarak etrafı aramaya çıkan Pamuk Prenses kapısı kilitli bir kalenin önüne gelmiş ve seslenmiş “kimse yok mu”. Yukarıda bir pencereye güzel bir kız çıkmış ve “Beni buraya kilitlediler. Prensin gelip beni kurtarmasını bekliyorum” demiş. Pamuk Prenses sormuş “seni nasıl kurtaracak ki” diye. Kız da saçlarını bu amaçla uzattığını söylemiş. Pamuk Prenses de “Dinamik dengeye aykırı bu dediğin. Sen taş çatlasın 50 kilosun ve seni kurtaracak bir prens en az 70 kilo olur ve saçların kökünden kopar. Bunun yerine bıçak varsa saçlarını kes ve bir yere sağlamca bağla ve aşağıya sarkıt. Sen de tutunarak in.” demiş. Kalede hapis tutulan kız “ama saçlarımı kesersem çirkin olurum” diye yanıtlamış. Pamuk Prenses ise “Saçlarının kök sende. Yeniden uzar saçarlın. Ne zamana kadar süreceğini bilmediğin bir hapislik mi yaşamak istiyorsun? Başarabilirsin. Hadi burada seni bekliyorum” demiş. Kız saçını kesmiş ve aşağıya inmiş. Birbirlerine sarılmışlar ve nihayet tanışmışlar. Kızın adı Rapunzelmiş. Rapunzelin ailesinden zorla alan komşuları onu büyütmüş ve ailesiyle görüşmemesi için de o kaleye hapsetmiş. Kendisi arada sırada gelir, bir kısım yiyecek getirirmiş. Pamuk Prenses’e onu kurtardığı için çok teşekkür etmiş. Yola birlikte devam etmeye başlamışlar. Camekan içerisinde uyuyan bir kız görmüşler. Başında da bekleyen iki muhafız varmış. Bu kızın neden burada bu şekilde bulunduğunu sormuşlar. Muhafızlar bir çeşit derin bir uykuya dalan bu kızın bir türlü uyandırılamadığını söylemişler. Uyanması için bir prensin onu öpmesi gerektiğinden bahsetmişler. Ailesinin neden ormana bıraktıklarını anlamayan Pamuk Prenses o camekanın içinde oksijenin de az geldiğinden uyumaya devam ettiğini düşünmüş. Kapağı açmak istediğinde muhafızlar tutmuşlar. “Siz prens değilsiniz” demişler. İkna edemeyeceğini anlayan Pamuk Prenses biraz uzaklaşmış ve eline bir taş alarak camekan içinde yatan kızın ayaklarına doğru taşı atmış. Muhafızlar ne yapıyorsunuz demeye kalmadan camın kırılma gürültüsü ve içeriye giren taze havanın etkisi ile kız uyanmış. Uyuyan Güzel uyanan güzel olmuş ve teşekkür etmiş. Muhafızlar Uyuyan Güzeli evine götürmeleri gerektiğini söylemişler. Uyuyan Güzel, Pamuk Prenses ve Rapunzel’in onlarla birlikte gelmesini istemiş. Onların da gidecek yerleri olmayan, yolunu kaybeden Pamuk Prenses ve uzun zamandır hapis kalan Rapunzel nereye gideceğini bilmediğinden kabul etmişler. Uyuyan Güzel’in evlerinde vardıklarında güzel bir yemek yemişler. Birbirlerine çok çabuk kaynaşmışlar ve sanki uzun zamandır birbirlerini tanıyorlar gibi hissetmişler. Tam yatmaya hazırlanırlarken komşularının evinden çıkıp hızla koşan bir kız görmüşler. Gecenin bir vakti nereye gittiğini merak etmişler. Pencereyi açıp seslenmişler ve kızı eve çağırmışlar. Kız bir yandan ağlamış bir yandan anlatmış : “Adım Sinderella. Annem ben küçükken öldü. Babam tekrar evlendi. Üvey annem ve iki kızı evimizde yaşamaya başladılar. Bir zaman sonra babamı da kaybettim. Üvey annem ve kızları beni bir hizmetçi gibi kullanmaya başladılar. Yolun sonundaki evde oturuyoruz. Varlıklı bir ailenin içinde hizmetçi gibi olmak zoruma gitmedi de bu akşam komşunun evindeki partiye davet edildiğimi söyleyip, bir giysi dahi almaksızın, evin onca işini bitirdikten sonra partiye gittiğimde beni küçük duruma düşürmeleri çok dokundu” demiş. Kızlar hiç yoksa o gece orada kalmasını istemişler. Hep birlikte uyumuşlar ve sabah gün çok daha farklı doğmuş. Pamuk Prenses’in babası tüm gece gelmeyen kızını merak ettiği için çılgına dönmüş. Karısını sıkıştırınca durumu anlatan bu kötü niyetli kadını ve hizmetkarı akşam evinden kovmuş. Her yerde gece boyu kızını aramış. Haber salarak tüm şehirde aratmış. Uyuyan Güzel’in evinde olduğunu öğrenince de sabahın ilk ışıkları ile birlikte soluğu kızının yanında almış. Babasına sarılarak hasret gideren Pamuk Prenses arkadaşlarının durumunu anlatmış. Hemen Rapunzel’in ailesini bulup konuşmuşlar ve kızlarıyla ailesini kavuşturmuşlar. Sinderella’nın üvey annesi ve kızlarını da mahkemeye vererek ailesinden kalan malların dağıtımını gerçekleştirmişler ve evini geri almışlar. İyi bir dörtlü olan bu kızlar şehrin merkezinde kendilerine ait bir satranç kafe açmışlar. Açtıkları kafenin yanında da Steve Jobs diye bir adama ait bir teknoloji market varmış. Buradaki çalışanlar, kızların kafesine öğle aralarında gelip, satranç oynayarak çok iyi arkadaş olmuşlar. Bu arada evden gönderilmeyi kabullenemeyen Pamuk Prenses’in üvey annesi bu staranç kafeyi duyunca iyice çıldırmış. Zehirli elma hazırlatarak kafeye bir sepetin içinde göndermiş. O esnada kafede olan tüm müşterilere elmalar dağıtılmış ve herkes bir ısırık alıp yere yığılmış. Steve Jobs geç kalan çalışanları merak edince kafeden içeri girmiş ve hemen ambulans çağırmış. Ancak bu sırada yerde gördüğü ısırılmış elmalardan yeni markasının logosunu da bulmuş. Bu masal da burada bitmiş. Gökten 3 elma düşmüş. Biri Adem ve Havva’ya, biri yerçekimini bulan Newton’a biri de Steve Jobs’a… Hilal CAN

YORUMLAR

Son Haberler

escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort alanya antalya escort bayan eskiehir escort bayan istanbul escort bayan , istanbul escort , ili escort , kadky escort , istanbul escort bayan bayan , sakarya escort escort sakarya izmit escort gaziantep escort canl casino makrobet kacak iddaa