MEYVELİ AĞAÇ TAŞLANIR DA...

Rahmetli Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in “Bizans’tan geçme hastalık” olarak nitelendirdiği fitne ve fesat bitmedi gitti ne bizim memlekette ne de İslam Aleminde... Geçmişte ecdadımız dünyaya nizam ve intizam vermeye çalışırken daima uzak durmuştu fitne ve fesattan… Nerede yeşermeye yüz tutsa anında yerle bir edildiği dönemlerde dostumuza güven, düşmanımıza korku salıyorduk. Bir selamımız yetiyordu hizaya gelmeleri için…

Ne zaman ki fitne ve fesat tohumları fidana döndü, huzursuzluk başladı içimizde… Kendisine nizam ve intizam veremeyenlerin başkalarını hizaya getirmeleri elbette hayalden öteye gidemezdi. Öyle de oldu… Tarih’te 16 büyük devlet kurup, yıkılmasına şahitlik etmiş bir milletin evlatlarının 17.sini yaşatmak için ne yapmaları gerektiği kendi kodlarında saklıyken başka başka yerlerde çare aramaları oldukça acı… Acı olduğu kadar da düşündürücü elbet…

Hele İslam dünyasını anlamak mümkün değil. Temeli barış ve kardeşliğe, sevgi ve saygıya, güzel ahlak, birlik ve beraberliğe dayanan bir dinin mensuplarının günümüzdeki görüntüleri hiç de iç açıcı değil. “Birbirinizi sevmedikçe cennete giremezsiniz” prensibi ortadayken İslam coğrafyasındaki görüntü ortada… Birbirini sevmeyi bir kenara bırakın saygı vefa gibi duygular kaybolduğu gibi insanlık can çekişmekte sözde Müslümanların elinde… Yoksa İslam adına kafa kesmeyi marifet sayan bir güruhu görür müydük yanı başımızda?.. Mezhebi farklı olduğu için boğazlanır mıydı kadınlar-kızlar?.. İslam coğrafyasının bağrına adeta hançer gibi saplanan AB ve ABD’nin diyeti bir avuç Yahudi’nin oluşturduğu terörist devlet İsrail bütün bunları yapabilir miydi?..   

Ne olur bir an önce aklımızı başımıza alsak? Su-i zandan (Kötü Niyet) uzak durup hüsnü zan (iyi Niyet) beslesek insanlara?.. Hele iftira, haset ve fesattan külliyen uzaklaşsak bir an önce...

Meyveli ağaç taşlanır biliriz... Ancak taş atıyorum ayaklarıyla ağaca balta vurmak da nereden çıktı? Bu durumda yazın sıcağında gölgesiz kalacak yine bizler değil miyiz?.. Unutmayalım ki “Sular yükselince, balıklar karıncaları yer... Sular çekilince de karıncalar balıkları... Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmesin...” (Eflatun)

Bakın Allah-ü Tealâ, Kur’an-ı Kerim’de konu ile ilgili olarak biz kullarına nasıl seslenmiş;

“Size şeytanların kimler üzerine inip durduğunu haber vereyim mi? Her günahkâr iftirâcı, yalancı, sahtekâr üzerine iner. Bunlar (şeytanın iftirâ ve yalanına) kulak verirler. Çoğu ise yalancıdır.” (Şuarâ: 221-223)

“Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurât: 6)

“Kim bir hata yapar veya kasıtlı günah işler de onu bir suçsuzun üzerine atarsa, büyük bir bühtan/iftirâ ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.” (Nisâ: 112)

“Bir de dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Mademki bu şahitleri getiremediler, o halde onlar, Allah nezdinde, yalancıların da kendileridir.” (Nur Sur. Ayet:13)

“Siz o iftirayı dilinize dolamıştınız. Hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığınız şeyi ağzınızla söylüyor ve onu önemsiz bir şey zannediyordunuz. Halbuki bu, Allah nezdinde büyük bir günahtır.” (Nur:15)

Ahmet AYKOL

 

YORUMLAR

Son Haberler