OLMAZSA OLMAZ!

Yasama, yürütme, yargı… Çağdaş demokrasilerin olmazsa olmazı kabul edilen  kuvvetler ayrılığı prensibinin temel yapı taşları.

Fransa’nın en uzun süre tahtta kalan kralı 14. Louis 72 yıl tahtta kalınca “Ben Devletim” deyip çıkmıştı işin içinden. Bu döneme şahitlik yapan zamanın önemli düşünürü Montesguieu üzerinde uzun yıllar çalışarak Kuvvetler Ayrılığı Prensibini ortaya atmıştı. Montesquieu, kuvvetler ayrılığını hürriyetlerin güvencesi için yegane yol olarak görüyordu. Montesquieu’ nun 14. Louis tecrübesi kuvvetlerin tek elde toplanması durumunda sonucun istibdat olduğunu göstermişti. 

Günümüzde Montesquieu’nun adıyla özdeşleşen Kuvvetler Ayrılığı Teorisi, ilk olarak 1789 Amerikan anayasasında kendisine yer buldu. Fransa ise 1791 Anayasasında bu prensibe yer verdi. Daha sonra da birçok ülke anayasasının vazgeçilmezi haline geldi. Bizde de demokratikleşme adlı bebeğin ilk emeklemesi olarak kabul gören 1876 Anayasasında kendine yer buldu. 1961 Anayasası ile kurum ve kuruluşları ile oluşturuldu... Zaman zaman orasından burasından çekiştirilmesine rağmen ara dönemler dışında en azından prenip olarak kabul görmüş, uygulanmasında zorluklarla karşılaşılmasına rağmen demokrasimizin vaz geçilmezlerinin başında kabul görmüştür. 

Bir gücün diğerlerinden üstün gelmesini engellemek ve birimleri birlikte çalışmaya teşvik etmek için, kuvvetler ayrılığını uygulayan yönetim sistemleri kendi içerisinde denetimi sağlamak için de yine Montesquieu’nun deyimiyle “Frenler ve Dengeler” geliştirdiler. Bu sayede güçlerden birisi diğerinin gücünü yasal yollarla sınırlayabilmektedir. Kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsemiş her ülke kendine özgü “frenler ve dengeler" geliştirmiştir. Bizde de hemen her kuvvetin frenleri mevcuttur. Ancak zaman zaman bu frenler aşınıp işe yaramaz hale gelebilmektedir. İşte bu durumlarda da Anayasa Mahkemesi devreye girmektedir. Şöyle ki; Yasama (TBMM) ve Yürütme (Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar Kurulu) organlarının çıkarmış olduğu yasal düzenlemelerin Anayasamıza uygunluğu Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenebilmektedir. 

Yasama ve yürütme organlarının teorideki bağımsızlığının temeli bu iki organın ayrı ayrı seçilmesine dayanmaktadır. Bizdeki uygulamada halkoylarıyla yasama organının üyelerini belirlemekte yasama organı da kendi içerisinden yürütmenin organlarını seçmektedir. Son değişikliklerle yürütme organları arasında sayılan Cumhurbaşkanını da halk seçecektir. Kısaca yasama ve yürütme organları doğrudan halka karşı sorumludurlar. Bununla birlikte birbirlerinin işlerine müdahalesini engellemek için yargısal önlemler de vardır.

Her üç kuvvetin dengeli bir biçimde bir diğerini frenleyebilmesi kuvvetler ayrılığı ilkesinin özünü oluşturmaktadır. Kuvvetler ayrılığı teorisinin ardındaki temel gerçek ise devlet yönetiminde bütün güçlerin bir kişi veya grup elinde toplanmasının mutlakiyete yol açacağı endişesi ve bunu önlemek için tedbir alma düşüncesidir. 

Özellikle son dönemde yaşadığımız olaylar bizlere birkez daha göstermiştir ki tarihe, tecrübeye saygı duymak gerekir. Geçmişte yaşanılan tarihi süreçleri yaşamamak adına demokrasimize, demokrasinin temel ilkelerine sahip çıkmalıyız. 

Ahmet AYKOL

 

YORUMLAR

Son Haberler