TUTUKLAMA

Bu hafta 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’unca düzenlenen tutuklama tedbirinin ne olduğuna, tutuklama tedbirinin ceza yargılamasındaki yerine, hangi hallerde tutuklama kararının verilemeyeceğine ve kamuoyunda tutuklama tedbiri hakkında bilinen yanlışlara değineceğiz. 

Koruma tedbirleri, ceza muhakemesinde maddi gerçeğe ulaşılabilmesi amacıyla başvurulan tedbirlerdir. Bu tedbirler, kişilerin özgürlüklerine çeşitli kısıtlamalar getirmektedir. Koruma tedbirleri bir amaç değil, araçtır. Ancak bir suç şüphesinin varlığı, kanuni düzenleme olması ve zorunlu hallerde başvurulabilecektir. Bununla birlikte, koruma tedbirleriyle amaçlanan hedef ile tedbir arasında orantılılık olması gerekmektedir.

CEZA YARGILAMASINDA TUTUKLAMA TEDBİRİ NEDİR? 

Ceza yargılamasında tutuklama tedbirinin sonuç ve etkileri ağırdır. Zira kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını kısıtlar. Tutuklama tedbiri araçtır, yani bir cezalandırma amacı gütmez. Soruşturulan şüpheli veya kovuşturulan sanık hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller ile sanığın kaçma şüphesini uyandıran somut olgular ve/veya şüphelinin veya sanığın davranışları itibariyle delilleri karartmaya dair kuvvetli şüpheyi uyandıran tutuklama nedenlerinden birisinin varlığı halinde, hakim veya mahkeme tarafından şüphelinin veya sanığın tutuklanmasına karar verilebilir. Anlaşıldığı üzere sanığın veya şüphelinin tutuklanabilmesi için kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması gerekmektedir.

TUTUKLAMA NEDENLERİ NELERDİR?

Ceza Muhakemesi Kanunu tutuklama nedenlerini ayrıca sayarken;

1)Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

2) Şüpheli veya sanığın davranışları; 

-Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

-Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma, hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutuklama nedeni var sayılabilir. Ayrıca CMK m.100/3’de yer alan katalog suçlardan birisinin işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde tutuklama nedeninin olduğunu kabul edilmiştir. Katalog suçlar ise şunlardır; Soykırım ve insanlığa karşı suçlar, Kasten öldürme, Silahla işlenmiş kasten yaralama, İşkence, Cinsel saldırı, Çocukların cinsel istismarı, Hırsızlık ve yağma, Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar, silah kaçakçılığı,  zimmet suçu, kasten orman yakma suçları 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçlar.

Ayrıca değinmek gerekir ki; tutuklama ile adli kontrolün şartları aynıdır. Tutuklama yerine adli kontrol; uzun tutukluluk, hayat için tehlike taşıyan hastalık, suç için öngörülen cezanın ağır olmaması veya yaşlılık hallerinde uygulanır. Saydığımız bu hallerden birisi varsa, tutuklama yerine adli kontrol tatbik edilmeli ve adli kontrol üzerinden alınacak tedbirlerle şüpheli veya sanığın, kaçmasının ve delil karartmasının önüne geçilmelidir. Ölçülülük esastır, yani uygulanacak tedbirin fiili ve şahsi ağırlığı ile tedbirden beklenen yarar arasında makul bir denge olmalıdır. Talep edilen ceza ağırsa tutukluluk tercih edilir. Tutuklama veya adli kontrole tabi tutulan şüpheli veya sanık için yargılama aşaması hızlı olmalı ve adalet geciktirilmemelidir. Suçu işleyen ceza çekmesi kadar, suçu işlemeyenin de lekelenmeme, aklanma, hak ve hürriyetleri üzerinde uygulanan kısıtlamaların bir an önce kaldırılmasını isteme hakkı olduğu aşikardır. 

TUTUKLAMA BİR KORUMA TEDBİRİDİR CEZALANDIRMA ARACI DEĞİLDİR (!)

Yukarıda tutuklamanın ne olduğuna ve hangi hallerde tutuklama tedbirinin uygulanacağına değindik. Ancak sıkça görüyoruz ki kamuoyunda tutuklama tedbirinin bir cezalandırma aracı olduğu algısı mevcuttur. Özellikle günümüzde medyaya yansıyan olaylarda bir kişinin işlediği suçtan dolayı serbest bırakılmasına veya adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına karar verilmesi halinde ne yazık ki medyanın çarpıtmasıyla şüpheli hakkında sanki bir yargılama yapılmış ve suçtan ceza almamış, beraat etmiş algısı oluşmaktadır. Halbuki, yukarıda detaylı olarak izah ettiğimiz üzere ceza kovuşturmasında tutuklama tedbiri bir cezalandırma aracı değil, adalete giden yolda zorunluluk arz etmesi halinde belli şartlarda uygulanan bir tedbirdir. Bu tedbirde CMK m.100/1’in ikinci cümlesine göre; “İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez”.

 Ve “Tutuklama kararı” başlıklı CMK m.101/1’in ikinci cümlesine göre; “Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiili nedenlere yer verilir”. 

Mevcut tutuklamanın devamına karar verilecekse de CMK m.101/2’nin ilk cümlesine göre; “Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

Gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir”.

TUTUKLAMA KARARI VERİLEMEYEN HALLER 

Sadece adlî para cezasını gerektiren suçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez. Avukat yokluğunda, şüpheli veya sanığın tutuklanmasına ve adli kontrole tabi tutulmasına karar verilemez.

Oğuzhan Faik SEVİNÇ

Sevinc.hukuk@hotmail.com

 

YORUMLAR

Son Haberler