ÜÇÜNCÜ CİLD, 90. cı MEKTÛB (1045)

Kıymetli Yeni Olay Gazetesi okuyucularım! Hiç rü’yet ve mer’î yokdur. Çünki, Zât-ı ilâhînin âlem-i misâlde sûreti yokdur. Yakînin sûretini, rü’yetin sûreti sanmışlardır. Âlem-i misâlde maddelerin, zâtların sûreti olmaz. Ma’nâların sûreti olur. Âlemler [mahlûklar], Allahü teâlânın ismlerinin ve sıfatlarının görünüşleridir. Zâtlıkları, kendi varlıkları yokdur. Bunun için, âlemin hepsi, ma’nâ demekdir. [Âlemde madde yokdur.] Onun için, âlemin, âlem-i misâlde sûreti vardır. Allahü teâlânın ismleri ve sıfatları da, Zât-ı ilâhî ile durabildiği için, ma’nâ gibidirler. Bunların âlem-i misâlde sûretleri olabilir. Fekat, Zât-i ilâhînin hiç sûreti olamaz. Sûret, hudûdlü olur ve kaydlı olur. Âlemler, Onun mahlûkudur. Hiçbir mahlûk, Onu hudûdlayamaz. Bir kayd ile bağlıyamaz. Allahü teâlânın misâli var demek, yalnız zât-ı ilâhînin değil ba’zı bakımlardan, ba’zı cihetlerden misâli olur demekdir. Fekat, Zât-ı ilâhînin değil, ba’zı i’tibârlarla, ba’zı bakımlardan misâli olur demek, bu fakîre ağır geliyor. Belki, zıllerinden uzak bir zıllin misâli olabilir. Tekrâr edelim ki, âlem-i misâlde, sıfatların ve ma’nâların sûreti vardır. Zâtın sûreti yokdur. O hâlde, (Füsûs) kitâbının sâhibinin (Allahü teâlâ, Cennetde, âlem-i misâldeki sûreti olarak görünecekdir) demesi, Onu rü’yet değildir. Hattâ, sûretini bile rü’yet değildir. Çünki, Zât-ı ilâhînin sûreti yokdur ki görülebilsin. Âlem-i misâldeki sûret, Onun zıllerinden uzak bir zıllin sûretidir. Bunu görmek, Zât-ı ilâhînin rü’yeti değildir. Muhyiddîn-i Arabî “kuddise sirruh”, Cennetde Allahü teâlânın görünmesine inanmamakda, mu’tezileden ve felsefecilerden geri kalmamakdadır. Cenâb-ı Hakkın görünmesini, öyle bir şeklde isbât etmiş oluyor ki, isbâtından, görülemiyeceği anlaşılıyor. Ya’nî görülemiyeceğini mükemmel isbât etmiş oluyor. Çünki, kinâye söz, açık sözden dahâ mükemmel anlatır. Fekat, mu’tezile ile felsefeciler, akllarına uyuyorlar, Muhyiddîn-i Arabî ise, yanlış olan keşfine uymakdadır. Belki de felsefecilerin ve mu’tezilenin delîlleri, şâhidleri, Muhyiddîn-i Arabînin hayâlinde yerleşerek, keşfinin yanlış olmasına ve onlara uymasına sebeb olmuşdur. Fekat, Ehl-i sünnetden olduğu için, bu keşfini, rü’yeti isbât olarak göstermişdir. (Te’arrüf) kitâbı sâhibinin “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz” (sözbirliği) demesi, zemânındaki tesavvufcuların sözbirliği olsa gerekdir. Herşeyin doğrusunu Allahü teâlâ bilir. İlâhî nedir bu aşk, yakdı cismü cânımı?bundaki zevk başkadır, duyulur izhâr olmaz. Ne tarafa giderim, bırakıp sultânımı, Seni sevdi bu gönül, ölse ele yâr olmaz! Herkese nasîb olmaz, huzûrundaki ânlar, ebedî hâtıradır, bu bulunmaz zemânlar. Kadrinizi biz gibi, bir nebze anlayanlar, derler ki, bu devrde, sen gibi serdâr olmaz. Feth etdiniz kalbimi, gizli bir miftâh ile, bundan sonra, nefsimin ısyânları nâfile! Her bülbül âşık olur, böyle vefâlı güle, kim demiş zemherîrde, ılık bir behâr olmaz. Her sözünüz kalbime âb-ı hayât katresi, senden başka rûhumun yok kurtuluş çâresi Ey! Cihânın şu ânda, bir teki, bir dânesi! biz günâhkârlar için, bundan büyük kâr olmaz!Devam edecek.

YORUMLAR

Son Haberler